“Sessizliğin vücudundan geldiğini duydum. Ama bütün sessizlik gelemiyordu, vücudundan sürekli sessizlik geliyordu. Ben o sessizliğin içinde burada duruyorum, onun vücudundan, ağzından, elinden gelen sessizliğin içinde.”
Macar yazar Peter Nadas ile öykü derlemesi olan “Ölümle Baş Başa” ile tanışıp çok etkilenmiştim, Macar edebiyatıyla ilişkimi derinleştirmek gibi bir derdim olduğu için Bir Aile Romanının Sonu ile yola devam ettim. Yazarın 1977 tarihli ilk romanı bu, bir ilk roman için müthiş katmanlı ve büyük bir metin, şaşkınım.
Anlatım tekniği itibariyle ziyadesiyle modernist bir roman ancak içerik itibariyle Yahudi mitlerinden ve halk masallarından çokça beslendiği için ortaya değişik, hibrit bir kitap çıkmış.
1950’lerin Macaristan’ı, savaş ve Nazi işgalinin ardından gelen komünist rejim yılları. Yakın Macar tarihinin en çok iz bırakan zamanındayız yani, bu izi hem edebiyatlarında, hem de kentlerinde görmek mümkün, Budapeşte’yi gezerken bizzat şahit olmuştum buna. Anlatıcımız küçük bir çocuk, Simon. Annesi ölmüş, babası pek çok insan gibi vatana ihanetle suçlanıyor, kaçak, ara ara geceleri gelip sonra yok oluyor. Simon’un dünyayı ve çevresinde olanı biteni anlama çabasına şahitlik ediyoruz. Kendisine bakan dedesini ve babaannesini de yitirdikten sonra belirsiz bir kuruma bırakılan Simon’un geçmişi hatırlayışını, ailesini anılarında yeniden inşa etme çabasını, anımsadığı komşu çocuklarını vs dinliyoruz. Bu hatıralara dedesinin ve babasının anıları, başta bahsettiğim gibi Yahudi mitleri karışıyor. Bir çocuğun hissettiği yabancılık duygusu üzerinden aslında kendi köküyle ilişkisi kopmuş bir toplumun resmini çiziyor Nadas.
Anlatım tekniği itibarıyla takip etmesi zor ama lezzetli bir metin bu. Kendisiyle tanışmama vesile olan öyküleri kadar olmasa da yine de sevdim.