“Sevgi sırf sevmeyi istemekle olmaz Paul. Sevmeyi öğrenmemiz gerekir.”
Coetzee’ye verdiğim arayı, Nobel aldıktan sonra yazdığı ilk roman olan Yavaş Adam’la nihayetlendirdim. Kendisinin, herkesin kalemi olmadığı muhakkak ama vallahi ben çok seviyorum. Konu skalasının genişliğini, kendini asla tekrar etmemesini, her kitabında başka bir meseleye bu biçimde dalma kabiliyetini, kelimeleriyle yaratmayı becerdiği tekinsizliği... Vallahi nefis.
Altmış yaşındaki Paul Rayment’ın yaptığı bisiklet kazasıyla açılıyor roman. İlk sayfadan - tak diye. Paul kazada sağ bacağını ve sağ bacağıyla beraber yalnız kalma hakkını kaybediyor, zira bundan sonra başkalarının bakımına muhtaç olacak. Evine Hırvatistan göçmeni bir bakıcı olan Marijana’nın gelişiyle beraber işler değişiyor, zira Paul bu kadına âşık oluyor - ya da öyle sanıyor.
Buraya kadar her şey gayet sıradan ilerliyor, hatta bir Coetzee romanına göre epeyce sıradan ve konvansiyonel. Derken resme yazar Elizabeth Costello giriyor ve insan o anda “hah, şimdi Coetzee okuduğuma ikna oldum” diyor. Elizabeth Costello aslında yazarın bundan önceki kitabı olan Romancının Romanı’nın baş kahramanı, belki önce onu okumam daha iyi olurdu ama Costello’yu burada anlatıldığı gizemli haliyle de çok sevdim ben. Costello, Paul’ün hayatında düpedüz “beliriyor”, o güne dek olan her şeye hakim, sonrasına dair de yönlendirmeleri hazır. Paul, Costello’nun kendi öyküsünü yazmak istediğini düşünüyor ama Coetzee bize işin tam tersi olduğunu sezdirip duruyor: Costello Paul’ü filan yazmıyor; Paul, Costello’nun zaten yazdığını oynuyor.
Kurmaca ve gerçek arasındaki ilişkiyi terse çeviren bu oyuncağa bayıldım. Paul karakterinin ne kadar klişe bir orta sınıf beyaz olduğunun zerre farkında olmayışıyla, kendini ciddiye alışıyla, önyargılarıyla ve cehaletiyle de nefis alay ediyor Coetzee Costello’yu kullanarak. Üstelik Paul’ü karikatürize ederken kendisine öfkelenmememizi de sağlamayı beceriyor, yani biz bile öfkelenecek kadar ciddiye alamıyoruz Paul’ü - bundan büyük intikam mı olur?
Çok sevdim, gerçi Coetzee ne yazsa seviyorum sanırım.