“Yazarın yazdığını değil, okumak istediğimizi okuruz.”
Alberto Manguel külliyatını tamamlama yolculuğum sürüyor, Okuma Günlüğü, sanırım bugüne dek okuduğum Mangueller içinde en sıradan bulduğum oldu. Aslında tatlı bir fikir ancak uygulama biraz dağınık. Yazar, daha önce okuduğu 12 kitabı her ay 1 tane olacak şekilde baştan okuyor ve okuma süreci boyunca günlük tutuyor. Kitaba dair düşünceleri, günlük hayatında olup bitenler ve dünyada olanlara dair notlarından oluşan bir harman bu. 2002-2003 arasında yazdığı için, dünyada da epeyce şey olup bitmekte tabii; Amerika’nın Irak’ı işgalini filan da takip ediyoruz arka planda. Bu arada okuduğu kitapların listesi şöyle:
Haziran: Adolfo Bioy Casares - Morel’in Buluşu
Temmuz: H. G. Wells - Dr. Moreau’nun Adası
Ağustos: Rudyard Kipling - Kim
Eylül: François Rene Chateaubriand - Mezar Ötesinden Hatıralar
Ekim: Arthur Conan Doyle - Dörtlerin Simgesi
Kasım: Goethe - Gönül Yakınlıkları
Aralık: Kenneth Grahame - Söğütlükte Rüzgâr
Ocak: Cervantes - Don Quijote
Şubat: Dino Buzzati - Tatar Çölü
Mart: Sei Şonagon - Yastıkname
Nisan: Margaret Atwood - Yüzeye Çıkış
Mayıs: Machado de Assis - Bras Cubas’ın Ölüm Sonrası Hatıraları
Okuma Günlüğü’nü okumak için bu kitapları okumuş olmak şart mı, bence değil. Aralarında okuduklarım da vardı, okumadıklarım da; okuduğum kitaplara dair bölümlerden ayrıca bir haz aldığımı söyleyemem, dolayısıyla şart olmadığı kanaatindeyim. Manguel’in okumakla ilişkisini izlemek her zaman keyif verici ama zaman zaman kendini çok fazla tekrar ettiğini de söylemek lazım. Manguel’in mizahi üslubunu ve okurken kendisinden sürekli bir şeyler öğrenmeyi seviyorum ama bu kitap biraz fazlaca dağınık geldi, yazar oradan oraya fazlaca atlıyor ve bu da takibi güçleştiriyor.
Neyse. Kitaptan öğrendiğim nefis bir bilgiyle bitireyim: “Ispanyolca’da ‘bekleme’ sözcüğü espera, ‘umut’ anlamına gelen esperanza ile aynı kökten geliyor. Gide, Günlük’ünde şunu söylüyor: ‘Sala de espera. Ne güzel bir dil bu, beklemeyi umutla karıştırıyor!’”