Tıpkı Buda’da Bir Boşanma gibi bu kitap da bir uzun monolog aslında. Sene 1940. General Henrik’in, 41 yıldır görüşmediği en yakın arkadaşı Konrad ile yıllar sonra karşılaşması ve bir uzun gece boyunca konuşması... Farklı sınıflardan gelen bu ikili arasında (evet, elbette yine sınıf, çünkü Marai...) bir büyük sır var ve fakat General akla ilk gelecek soruları değil, bambaşka şeyleri soruyor. Konrad neredeyse hiç konuşmuyor; Henrik’in, cevapları içinde gizli olan olağanüstü sorularıyla gerçeği öğreniyoruz - yahut seziyoruz demeli belki. Bazı şeylerin kelimelerle anlatılamayacağını, kimi cevapların salt sessizlikte gizli olduğunu anlıyor insan okudukça. Öyle incelikli örülmüş, öyle iyi yazılmış ki metin... Anıların ve acıların demlendikçe nasıl biçim değiştirebildiğini, arkadaşlığın içinde ne tür zehirler barındırabileceğini, korkaklıkla kibirin nasıl birbirine yakınsayabileceğini öğrendim bu kitaptan.
Bir alıntıyla bitireyim, baskısı olmayan kitaba daha fazla özendirerek ayıp etmek istemem. 2024’ün Türk-Macar Kültür Yılı olmasından ötürü acaba bu kitabın yeni baskısını görebileceğimize dair bir umut besleyebilir miyiz acaba ya? Keşke olsa.
“O bana her şeyi anlatırdı. Karşısındakine her şeyi söylemeyi bu kadar şiddetle isteyen birinin aslında hayati önem taşıyan ciddi bir şeyden bahsetmek zorunda kalmamak için böylesine dürüst olduğunu hiç düşünmemiştim.”
Çok büyük yazarsın Marai, çok.