Eylül Görmüş
Kitapkurdu
Nereye Gidiyoruz Baba?
Bugüne dek okuduklarım arasında en zorlandığım Jean-Louis Fournier kitabı oldu "Nereye Gidiyoruz Baba?" - teknik olarak değil, içerik itibarıyla. Daha önce babasını ve annesini anlattığı kitaplarını okumuştum, bu defa ise oğullarını anlatıyor yazar. Fournier'nin iki engelli oğlu olduğunu bilmiyordum, bu kitapla öğrendim. Yaşamak zorunda kaldıkları şey çok acıklı ve Fournier'nin kara mizahı meseleyi daha hafif değil, aksine daha da trajik kılıyor bence. Her kelimesine sinmiş bir acı, hüzün ve öfke var. Öfkesinin muhatabı elbette belirsiz. İki engelli çocuğa babalık edecek gücü bulamadığı zamanlarda kendine, zaman zaman çok da inanmadığı Tanrı'ya, bazen elinde olmadan bizzat çocukların öfke duyuyor. Çaresi olmayan, süresi belirsiz bir derdin içinde kendini bulan pek çok insan gibi yani. Çocuklarına duyduğu sevgi canını acıtıyor, bir baş etme yolu olarak sevmemeyi dener gibi yaptığı zamanlarda da bambaşka bir acı hissettiği. Kitap bu duygular etrafında; yazarın, çocukları engelli olmasa yaşayabilecekleri şeyleri hayal etmesi, o hayallerden ötürü biraz daha üzülmesi, öfkelenmesi ekseninde akıp gidiyor. Bu kadar kişisel bir metne eleştiri getirmek çok doğru olmasa da, sadece şunu söyleyeceğim, diğer kitaplarındaki kadar kuvvetli değildi bence buradaki iç görüleri ve tespitleri. Ki bu da çok anlaşılır zira hayatta yazması en zor konulardan birini yazmış. Bu kitabı herhangi bir edebî eser gibi değerlendirmenin çok adil olmayacağını düşünüyorum, o nedenle sadece bu kadar olsun. Fournier ve onun yalın, insanın kalbine saplanan cümlelerden müteşekkil metinleriyle yolculuğum sürecek.