70 sayfalık bu minik kitapla ilgili 70 sayfa yazabilirim sanırım: öyle çok etkilendim. Bir kere bir Rimbaud alıntısıyla başlıyor bu nefis sohbet: “Aşkı yeniden icat etmeli, besbelli.” Sonra Proust’a, Mallarmé’e, Simone de Beauvoir’a uzanıyor, Pessoa’ya başvuruyor ve hayatta açık ara en çok sevdiğim aşk kitabı olan André Gorz’un Son Mektup’unu elbette ki es geçmiyor. (Gorz’u hatırlamak ve hatırlatmak isterim: “Yakında seksen iki yaşında olacaksın. Boyun altı santim kısaldı, olsa olsa kırk beş kilosun ve hâlâ güzel, çekici, arzu uyandırıcısın. Elli sekiz yıldır birlikte yaşıyoruz ve ben seni her zamankinden çok seviyorum.”) Nicolas Truong soruyor, Alain Badiou enfes bir yalınlıkla anlatıyor: Günümüzdeki online dating pratiklerinin aşkı “risksiz” ve “garantili” hale getirme çabasındaki gülünçlüğü ve çelişkiyi, aşka “düşmeden / düşmekten kaçarak” aşkın mümkün olamayacağını, acı çekmekten duyduğumuz korkunun aşkın var oluşuna nasıl aykırı olduğunu, arzunun öznelliğini, “karşılaşma mucizesi”nin ötesinde uzanan, “süre” ile güçlenen ve ancak emekle mümkün olan “sürdürülebilir” aşktan kopmuşluğumuzu, aşkı nasıl bir “gerçekliği bulma yöntemi” olarak deneyimlemek gerektiğini, aşkın aslında “bir düşünce” olduğunu… Mucize gibi bir küçük kitap. Çok, çok, çok sevdim. “Aşk tam anlamıyla bir olasılık değil, daha çok olanaksız olarak görülebilecek bir şeyin aşılmasıdır. (…) Başlangıçta ilan edilen aşk aynı zamanda ‘yeniden ilan edilmeli’dir. Bu yüzden aşk, ayrıca şiddetli varoluş bunalımlarının kökenidir: her gerçekliği bulma yöntemi gibi.”