Manguel muazzam bir entelektüel ve müthiş bir okur; orası kesin, ancak okumak, kitaplar ve kütüphaneler üzerine söylenecek her şeyi bence söylemiş durumda. Bu kitabı belki Okumanın Tarihi, Okumalar Okuması yahut Merak'tan önce okusam daha çok severdim ama bunların üstüne pek olmadı maalesef. Manguel bu defa kütüphaneler üzerine yazıyor, biraz kendi kütüphanesi, biraz başka kütüphaneler (bunlar görece ilginçti) ama işte daha önce söylediklerinden çok da farklı bir şey söyleyemiyor.
"Mit olarak kütüphane", "Ada olarak kütüphane, "Kimlik olarak kütüphane" gibi heyecan verici alt başlıklara sahip olsa ve ilginç anekdotlar barındırsa da, beni heyecanlandırmadı kitap.
Bir de çeviriden ve çevirmenin tercihlerinden ötürü epeyce sıkıntı yaşadım. Öncelikle metnin muhakkak gözden geçmesi lazım, çok ama çok sayıda düşük cümle var. Buna ilaveten, çevirmen adı geçen herkes için dipnot (son not da değil, dipnot) koymayı tercih etmiş, o nedenle 2 cümlede bir durup sayfanın altına bakmak zorunda kalıyorsunuz. Bakmamaya çalıştım ama sayfanın altında olunca insanın gözü kayıyor, keşke bunlar en azından son not olarak konsaymış. Bir de yani Proust'un, Dante'nin, Goethe'nin kim olduğunu bilmeyen insan zaten bu kitabı okumaz ki, bu kadar bilinmiş isimlerin kim olduğunun dipnotla açıklanmasına sahiden hiç gerek yokmuş, okuma ritmimi fena halde düşürdü maalesef.
Umduğumu bulamadım yani. Yine de sevdiğim kısımlar oldu elbette, en kötü Manguel kitabı bile kötü bir kitap olamıyor zaten. Şu alıntıyla bitireyim: "Goethe, 'Homeros'un şarkıları,' diye açıklamıştı, 'binlerce yıldır geleneklerin üzerimize bindirdiği korku dolu ağırlıktan bir an bile olsa bizi kurtarma gücüne sahiptir.' Kirke'nin mağarasına ilk giren, Ulysses'in kendisine Hiç Kimse dediğini ilk duyan olmak, kuşaklardır, Odysseia destanını ilk kez açanlara defalarca tanınmış bir hak olarak her okurun gizli dileğidir."