Annie Ernaux’nun son kitabı Genç Adam; novella demesi zor, uzun öykü bile olmayan bir öykü. Ben açıkçası bu kadar kısa yazmasını çok sevmiyorum, biraz daha uzunca metinlerini daha tatmin edici bulduğumu söyleyerek başlayayım söze. (Yalın Tutku hariç, o olağanüstü yoğun bir metindi çünkü.)
Genç Adam’da Ernaux, ellili yaşlarındayken kendisinden otuz yaş küçük bir üniversite öğrencisiyle yaşadığı ve iki yıl süren tutkulu bir ilişkiyi anlatıyor. Sanırım her Ernaux yorumumda geçen bir sözcük vardır; “dürüst” - yine onu kullanacağım. Öyle dürüst, öyle kendi içine bakarak, öyle çıplak anlatıyor ki. Bayılıyorum, bayılıyorum bunu yapabilmesine. Özkurmacanın hakkını muazzam biçimde veriyor.
Bu minicik metinde yine bir sürü şey var; sevişmek ve yazmak arasında kurduğu ikilik, toplumsal ahlak, her ikili ilişkide ama az ama çok kendini gösteren tahakküm ve iktidar mekânizmaları, elbette ki sınıf -Ernaux eserlerini sınıftan ve kendisinin taşralı genç kızdan şehirli bir küçük burjuva olmaya uzanan yolunu ve bu deneyimi anlamlandırma çabasından muaf düşünemeyiz şüphesiz- hafıza... Bir genç adamla beraber olmanın; o genç adamın hiç deneyimlemediği yıllara dair hafızasını nasıl canlandırdığını, aslında bu ilişkinin tam da bu ihtiyacı karşıladığını öyle güzel anlatıyor ki.
Metnin kısalığına itirazım da bundan zaten. Şu kadarcık metinde öyle çok şey var ki, biraz daha açsa, anlatsa kim bilir nasıl çarpıcı olurmuş kitap diye düşündüm. Bu arada bu ilişki sayesinde hayatında yüzleşmekten uzun süre kaçtığı kürtaj hikâyesini anlatabildiğini ve ünlü Olay kitabının da böyle doğduğunu öğreniyoruz Genç Adam’dan.
Son not: kitabın sonundaki fotoğrafı nasıl güzel. Muhtemelen bir akşam vakti, deniz kıyısında, beyazlar içinde, çıplak ayaklarıyla. Ne kadar gerçek bir insan Annie Ernaux. Kusurları, arızaları, öfkeleri, hırslarıyla. Ne kadar gerçek, ne kadar duru karşımızda, bu fotoğraf bana bunları düşündürdü. Kendisi çağdaşımız olduğu için şanslıyız.