Eylül Görmüş
Kitapkurdu
Ağustos Mavisi
Artık şu Deborah Levy meselesine el atmak maksadıyla çıktığım yolculuktaki ikinci durağım Ağustos Mavisi oldu. Sıcak Süt’ü okuyup epeyce beğenmiştim, yazarın son romanı Ağustos Mavisi ile devam ettim. Sıcak Süt’ün daha popüler olduğunu biliyorum ama ben sanki bu kitabı ondan daha çok sevdim. Pandemi döneminde geçen romanlar ve filmler gitgide hayatımızda yerlerini almaya başladı. İnsanlığın son dönemde geçirdiği en sarsıcı deneyimlerden biri olduğu için şüphesiz ki daha fazlasını da göreceğiz. Bu kitap da onlardan biri ve açıkçası tüm o sosyal mesafe ve maske kurallarını hatırlamak, insanların birbirine korkuyla baktığı tekinsiz günlere gitmek ilginç bir deneyim oldu benim için. Anlatıcımız Elsa M. Anderson dünyaca ünlü bir piyanist. Viyana’da verdiği son konser bir felaketle sonuçlanıyor, bir şekilde kendini ve parmaklarını kontrol edemez hale geliyor, orkestradan kopuyor ve seyirciler tarafından ıslıklanıyor. Bu çöküşün ardından kariyerine ara veriyor ve dünyanın türlü yerlerindeki çocuklara ücretli özel ders vermeye başlıyor. Atina, Yunanistan’ın Poros adası, Paris, Londra ve son olarak da İtalya’nın Sardinya adasında geçiyor hikâye. Elsa, Atina’da bir bit pazarında gördüğü ve tanımadığı kadınla kafasının içinde bir ilişki kuruyor, kadının onun ikizi olduğuna kanaat getiriyor ve sonrasında gittiği tüm şehirlerde onun hayaletiyle (yoksa gerçeği mi?) karşılaşıyor. Bu “ikiz”, anlatıcımızı kendi geçmişine dair daha çok düşünmeye itiyor ve zaten kitabın sonunda da, kendisini küçük bir çocukken evlat edinen ve bir piyanist olarak yetiştiren ustası ve babası Arthur Goldstein ile hesaplaşmasına tanık oluyoruz. Ben bu kitabı niye bu kadar sevdim, valla anlatması güç. Elsa’nın sesi, kendine sorduğu sorular, kırılganlığı ve eş zamanlı kudreti bana çok dokundu, belki ondan. Zamanda ileri geri gidip kendini ilmeklemeye çalışmasına eşlik etmek de bana çok iyi geldi. Kimlik, aidiyet, yas, kökler ve kendimize, kendimize dair anlattıklarımıza dair bence çok iyi sorular soran, çok şiirli, epey melankolik ama uçuş uçuş bir metin. İyi ki okudum.