Eylül Görmüş
Kitapkurdu
Ses Taklitçisi
Ay bayıldım, bayıldım. Thomas Bernhard'ın içine Julio Cortazar kaçmış bir versiyonu yazmış bu kitabı resmen. Thomas Bernhard tam bu değil, o nedenle ilk kez okuyacaksanız buradan başlamayınız, yanlış bir fikir edinirsiniz ama ben çok çok sevdim bu küçük kitabı. (Olası "peki nereden başlayalım o zaman" sorularına cevap: bilmiyorum, bir yazarın külliyatını bitirmeden bu soruyu cevaplamıyorum prensip olarak, başlangıcı bulmak için bitirmek lazım bence ve Bernhard'ı bitirmeme epey var efendim.) Neyse, dönüyorum. Hepsi tek sayfalık 104 tane öykü var kitapta. Öykü dedim ama öykü doğru sözcük mü emin değilim. Öykümsüler. Haberimsi şeyler. Dedikodular. Duyumlar. "Gerçeklikle kurmacanın kırılgan sınırında, bir anlatının çekirdeğini taşıyabilecek güçte, ince bir zekânın ürünü olan bu kısa metrajlı keder öyküleri iğneleyici karakteriyle Bernhard evreninin ipuçlarını da sunuyor" diyor arka kapak - tam da bu işte. Huysuzluklar kralı Bernhard'ı sezebiliyoruz, diğer kitaplarındaki kadar olmasa da ara ara sinirlenip homurdanıyor yine (canım) ama alaycılığını ilk defa bu kadar absürtlüklere odaklanarak ortaya koyduğuna şahit oluyorum, sanırım bu açıdan Cortazar'ı anımsattı. Örneğin uzun yıllar devlete hizmet etmiş ve bir kere devleti eleştirdiği için Basra'ya sürülen bir kütüphaneci ile tanışmasına dair tuhaf bir hikâye anlattığı (buralar basbayağı Cortazar) bölümü şöyle bitiriyor: "Devlete hizmet, bu hizmeti yerine getiren herkesi mahveder. İnsan devletin hangi yetkilisine hizmet ederse etsin hep yanlış yetkiliye hizmet eder" - burası ise tipik Bernhard bana sorarsanız. Neyse, pek çok okura saçma ve manasız gelebilecek ve hatta gelmiş bir kitap bu, bense bayıldım. Çok absürt, çok huysuz, çok komik, çok uçuk. Çok güzel. Absürtlük seviyesini anlamanız için, kitaptaki Waldhaus Oteli isimli öykücüğü aynen buraya alıyorum, böyle tuhaflıkları seviyorsanız okuyunuz: "Havadan yana şansımız olmadı, her açıdan iğrenç konuklar vardı masamızda. Nietzsche'den bile tiksindirdiler bizi. Otomobilleriyle kaza geçirip öldüklerinde ve Sils Kilisesi'nde tabuta konduklarında bile onlardan nefret ediyorduk." Peki Bernhardcığım. Biz senin nefret etme biçimini de sevdik.