İzzet Can Bezircioğlu
Üstat
İnsanlığın Sonu, alışılmış kıyamet senaryolarını tersyüz eden sessiz bir meydan okuma. ​Roman, intihar için bir mağaraya giren anlatıcının, dışarı çıktığında tüm insanlığın iz bırakmadan yok olduklarını fark etmesiyle başlar. Kahramanımız dünyayı terk etmek isterken; dünya, insanlığı tahliye etmiştir. Şehirler ve eşyalar yerli yerindedir ancak o "nefret edilen öteki" artık yoktur. ​Yazar bizi sarsıcı bir soruyla baş başa bırakır: Kurtulmak istediğimiz kalabalıklar gerçekten giderse ne olur? Kahramanımız, özlemini kurduğu mutlak yalnızlığa kavuştuğunda; en mahrem düşüncelerinin bile birine itiraz etmek ya da kendini kanıtlamak için var olduğunu dehşetle fark eder. Paylaşılmayan bilinç, taşınması imkansız bir yüke dönüşür. ​Bu bir son değil; insanın, insanlık yokken neye dönüştüğünü gösteren çıplak bir ayna. Zihnimiz, kendini yankılayacak başka bir bilinç bulamadığında anlamını yitirir. Çünkü en büyük yalnızlık hayalinde bile insan, yanında hâlâ başkalarını taşır.