Eylül Görmüş
Kitapkurdu
Benzersiz Kızım
Bende mi bir sorun var acaba bu ara, bilmiyorum ki? Yine büyük umutlarla başladığım bir kitabın beklentimi karşılamamasından muzdarip oldum. Meksikalı yazar Guadalupe Nettel’in, geçen sene Uluslararası Booker Ödülü’nün kısa listesine kalan “Benzersiz Kızım” romanını... nasıl diyeyim, yer yer parlak bölümleri olmakla beraber genel olarak epey ham bulduğumu söylemek zorundayım. Hem Booker’a, hem de arka kapaktaki Annie Ernuax ve Enrique Vila-Matas övgülerine rağmen üstelik, maalesef. Şahane bir malzemeyi bence harcamış Nettel. Aslında günümüzde pek çok kadının kafasını meşgul eden temel bir konuyu ele alıyor: annelik meselesi. Anneliğe dair pek çok şeyi didikliyor, biyolojik annelik, geleneksel haliyle annelik, anne olmadan bir çocuğa annelik etme hali, özel bakım isteyen bir çocuğun annesi olmak, konular bunlar olunca elbette kadın olmak; özellikle Meksika gibi ataerkil ve kadına karşı şiddetin bunca yaygın olduğu bir toplumda kadın olmak ve hatta yalnız bir kadın olmayı seçmek. Mevzu olağanüstü leziz ama işte içerik doyurucu değil. Bir kere Tanrı anlatıcı ve birinci tekil şahıs arasındaki geçişler çok yorucu. İkisinin bu biçimde beraber kullanılmasının okuru çok yabancılaştırdığını düşünüyorum. Yer yer sözü alan anlatıcımız Laura’ya dair ne hissediyorum diye sordum kendime, bir şey hissedemiyorum çünkü neredeyse 200 sayfanın sonunda kendisini yeterince tanıyabildiğimden emin değilim. Anne olmamayı seçen Laura ve anne olmaya karar veren ancak yaşama şansı epeyce düşük bir çocuk dünyaya getiren Alina’nın arkadaşlığı da aynı biçimde çok yüzeysel aktarılmış diye düşünüyorum. Alina’nın çocuğunun sağlıklı olmayacağını öğrendiği süreci ve girdiği sorgulamaları müthiş yazmış Nettel ama onun dışındaki bölümlerde kitap derinleşmemek için çaba sarfediyor gibi resmen. Keşke bu kadar çok hikâyeyi harmanlamak yerine daha az şeyi daha katmanlı biçimde anlatmayı seçseymiş yazar. Neyse. Şu alıntıyla bitireyim bu huysuz incelemeyi. “Eşini yitiren biri için özel bir sözcük vardır, bir de ana babasını yitiren çocuklar için. Oysa çocuğu ölen ana baba için böyle bir sözcük yok. Öylesine korktuğumuz, kabul edilemez bulduğumuz bir şey ki bu, adını koymamaya karar vermişiz.”