Eylül Görmüş
Kitapkurdu
Dışa Yolculuk
Bir Virginia Woolf misyonunu daha tamamladım, ruhum görece daha az sıkıldı bu defa ama yine bir iç sıkıntısıyla bitirdim. Her ne kadar Woolf’un hikâyelerini olaylar değil karakterler üzerinden zenginleştirmesini seviyor olsam da, onca detaylandırmasına rağmen karakterleriyle ilişki kurmakta güçlük yaşamaya devam ediyorum. Bunu sadece eserlerin yazıldığı dönemin uzaklığıyla da açıklayamıyorum, beni durduran, mesafelendiren bir şey var. Yine de bu ilk romanını pek çok eserinden daha çok sevdiğimi söyleyebilirim. Şu alıntıyı buraya iliştireyim, bu sıra üzerine çok düşündüğüm, çözümlemeyi denediğim yalnızlık meselesine dair: “Doğrusu şu ki, insan hiçbir zaman yalnız değildir, hiçbir zaman da yanında biri yoktur. Küreciklerle ilgili bir şey – auralar. Sen benim küreceğimi göremiyorsun, ben de seninkini göremiyorum; birbirimizde gördüğümüz yalnızca bir zerre, şu alevin ortasındaki fitil gibi. Alev bizimle birlikte her yere gelir; tam olarak kendimiz değildir, ne hissettiğimizdir, dünya yetersiz, ya da esas olarak insanlar; her tür insan.” Umarım haksızsındır Virginia, sana inanmamak eğilimindeyim açıkçası.