Bu kitabı çok, çok, çok sevdim. Okuduğum ikince Jenny Erpenbeck kitabıydı ve kendisinin olağanüstü bir yazar olduğuna kesinlikle ikna olmuş durumdayım. (Gerçi çağdaş Alman edebiyatı genel olarak çok heyecan verici değil mi? Monika Maron, Wilhelm Genazino, Daniel Kehlmann falan…) Memlekette sığınmacılara karşı gitgide tırmandırılan bir kampanya yürütülürken bu kitabı okumak çok acayip oldu. 2012-2014 arasında Afrikalı sığınmacıların Berlin’deki Oranien Meydanı’nda yaptıkları işgal eylemine odaklanan bir roman “Gidiyor, Gitti, Gitmiş”. Emekli olmuş bir profesörün bu mültecilerle tanışıp onları anlayarak hayatındaki boşluğu doldurmaya çalışmasının öyküsü bir yerde. Birkaç kuşak önce büyük bir savaş yaşamış, kayıplar vermiş ve bizzat kendileri sığınmacı olmak zorunda kalmış bir halkın dahi mültecilere karşı nasıl korkunç bir tutum alabileceğini, bu konularda düzenleme yapma iddiasındaki “yasa”ların aslında tek işlevinin bu insanların bürokratik çözümsüzlük içinde kaybolmasını sağlamak olduğunu ve görkemli medeniyetimizin o devasa çelişkilerini öyle incelikli bir şekilde yüzümüze vurmuş ki yazar. Nasıl tarif edebileceğimi bilemiyorum ama ancak büyük bir yazarın yazabileceği bir kitap bence bu. Daha çok insanın okumasını çok arzu ederim. “Bir sığınmacının, sefil yaşam koşulları içinde ağır ağır yok olması değil de kendini çatıdan atması bir ülkenin itibarını niçin daha fazla zedeler? Böyle bir anda mutlaka yakınlarda deklanşöre basacak bir fotoğrafçı bulunduğu için muhtemelen. Yoksa asıl skandal, bu adamların olanaksızlaşmış olan yaşamlarını onları istemeyen bir ülkenin yönetmesine izin vermeye devam etmek yerine kendi ölümlerini kendilerinin belirlemek istemeleri mi? Yoksa insanın kendi hayatı üzerinde iktidar sahibi olma meselesi öncelikle bir iktidar meselesi mi?”