Ayşe Yaşar
Üstat
“Mutlu aileler birbirine benzer, her mutsuz ailenin mutsuzluğu ise kendine göredir.” diye başlayan Anna Karenina, yalnızca bir aşk hikâyesi değil; insan ruhunun derinliklerine yapılmış güçlü bir yolculuk. Tolstoy, Anna’nın tutkuları, toplum baskısı ve iç çatışmaları üzerinden dönemin ahlak anlayışını sorgularken, okuyucuya da kendi hayatını düşündüren bir ayna tutuyor. Roman boyunca karakterlerin kusurları o kadar gerçek ve insani ki, kimi zaman Anna’ya kızarken kimi zaman onu anlamadan edemiyorsunuz. Özellikle aşk, sadakat, yalnızlık ve toplumun yargıları üzerine yaptığı tespitler bugün bile etkisini koruyor. Ağır ama çok katmanlı anlatımı sayesinde sadece okunup geçilen değil, üzerinde düşünülen eserlerden biri. Dünya klasiklerinin neden “klasik” olduğunu anlamak isteyen herkesin mutlaka okuması gereken eserlerden biri.