Eylül Görmüş
Kitapkurdu
Acı Çikolata
Bu kitabı sevenlerden (yani sanırım herkes) özür diliyorum ama kendisinden hakikaten nefret ettim; hayatımda bir kitapla ilgili “nefret” sözcüğünü ilk kez kullanıyor olabilirim, o derece. Bunun neresi edebiyat Allah aşkına, 7 yaşında bir çocuğun kuracağı basitlikte cümleler, tek yönlü karakterler, saçma sapan, ikna edicilikten aşırı uzak bir aşk hikâyesi. “Masalsı”lık böyle bir şey değil ‑ gerçeklikle hiçbir ilişkisi olmayan, süper irrasyonel bir şey yazınca o şey masal filan olmuyor, yapmayın. Sonra garip, dozu tutturulamamış bir erotizm. Seks soslu oryantalist bir Cinderella hikâyesi resmen. (Ay ben neler diyorum ama gerçekten kendimi kontrol edemiyorum.) Basbayağı tecavüzün, aşkın tutkusunun patlaması olarak yedirilmesi? Dünyanın en inisiyatifsiz, en şımarık erkeğinin büyük aşık baş karakter olması, yaptığı her saçmalığın aşkla meşrulaştırılması filan? Takılmayacak mıyız bunlara? Büyülü gerçekçilik de bu değil; güya arkada Meksika devriminin izleri varmış filan, hiçbir şey yok, şu kitabı okuyup devrimin toplumsal etkisine, dinamiklerine dair bir fikir edinmek söz konusu olamaz. Yemek tariflerini öyküye yedirme fikri çok iyi olsa da, uygulamada hikâyenin akışını bozmaktan başka bir işe yaramamışlar. Uzun zamandır okuduğum en sığ, en yavan şeydi. Beyaz dizi kıvamındaki bu kitabı kitaplığımın Meksika edebiyatı rafına; Fuentes’in, Rulfo’nun, Bellatin’in, Monge’nin, Herrera’nın filan yanına kaldırırken bile utanç duyuyorum. Buyrun bu da hayatımda yazdığım en sert kitap eleştirisi herhalde. Ama gerçekten resmen öfkelendim valla. Son not: Bunun yerine açıp “Selvi Boylum Al Yazmalım”ı izleyebilirsiniz. Aynısının bin kat daha güzeli.