Eylül Görmüş
Kitapkurdu
Sınırsız Ülke
Bu kitabın sonunda bu kadar ağlayacağımı hiç tahmin etmemiştim ya. Severek okudum evet ama son 20 sayfası bambaşka nüfuz etti bana. Hele kitaba da adını veren o son cümle: “Belki de ulus ya da vatandaşlık diye bir şey yoktur; belki sadece aile ve sevgi adına haritalara çizilmiş bölgeler, yani sınırsız bir ülke vardır.” Kolombiya asıllı Amerikalı Yazar Patricia Engel, hem otobiyografik unsurlar taşıyan, hem de kendisiyle benzer hikâyeleri olan arkadaşlarının hayatlarından derlediği parçaları içeren bir göçmenlik öyküsü anlatıyor. Başka bir ülkede varolmaya çalışmanın tüm zorluğunu, maruz kalınan kaçınılmaz şiddeti ve acımasızlığı; kimliksizliğin, bağlamsızlığın insana neler edebileceğini, bitmek bilmeyen bir korku içinde yaşamanın nasıl bir deneyim olduğunu, tüm bunların içinde insanın kendini nasıl, kimler üzerinden tanımlayabileceğini, o tanımlayıcılara nasıl şiddetli bir ihtiyaç duyduğumuzu; ABD’ye göç eden bir ailenin 3 kuşağa yayılan öyküsü üzerinden anlatıyor Engel. Şu cümleler burada da dursun isterim: “’Belgesiz’ kelimesinden nefret ederim. Bu kelime, annem ve benim gibi insanların varlığını kanıtlayan resmi belgeler olmadığı sürece var olmadığını ima eder. Babamın kolunda adımın dövmesi varken bana belgesiz olduğumu söylemeyin.” Ah. Son yıllarda tüm dünyanın durmaksızın ve büyük bir hamasetle üzerinde konuştuğu göç meselesine bir göçmenin pozisyonundan bakan, çok zarif bir kitap Sınırsız Ülke. İklim kriziyle beraber göçlerin artacağına dair öngörüleri de göz önüne alınca; sınırlara, uluslara, aidiyetlere, ev dediğimiz şeye dair hepimizin ezbere cümlelerin ötesinde bir yerden düşünmemiz gerektiği açıkken, bu tür kitaplara çok ihtiyacımız var diye düşünüyorum. Kitaba dair tek eleştirim dilini görece yavan bulduğum olacak. Yazarın aralara serpiştirdiği geleneksel öyküler ve And dağları mitleri çok güzel olsa da, diğer kısımlardaki dili bana biraz kuru geldi ki bu benim Amerikan edebiyatıyla kronik sorunum zaten. Ama anlatı ilerledikçe dil de güzelleşiyor ve dediğim gibi özellikle son sayfalar insanın içine içine işliyor. Çok sevdim. Şu cümleyle bitireyim: “Bu ülke sizi dışarı atana kadar içeri kilitliyor.”