Bu kitapla ilgili beklentilerim çok daha yüksekti, o nedenle biraz hayal kırıklığı içinde olduğumu söylemem gerekiyor. Alman yazar Hans Fallada’nın 1946’daki ölümünden hemen önce sadece 28 günde yazdığı 600 sayfalık kitap, Nazi döneminde geçen romanların en meşhurlarından biri kabul ediliyor ve modern klasikler arasında gösteriliyor. Rejimle uyum içinde yaşayan sıradan bir işçi ailesinin oğullarını savaşta kaybetmelerinin ardından giriştikleri ses çıkarma ve karşı koyma mücadelesini anlatıyor eser. Küçük insanların büyük cesaretleri demeli belki. Konu oldukça dokunaklı, aslında anlattığı şey epey sarsıcı.
Ancak bana yeterince derinlikli gelmedi maalesef. Belki yazarın üzerinden geçip düzeltme şansı olmadığı için böyledir fakat kötüler çok kötü, iyiler çok iyi ve mesela kötüler birdenbire utanıp iyi olmaya karar verebiliyorlar, gerçekten birdenbire. Bu anlamda bazı karakterler bana çok karikatürize geldi. Baş kahramanlar olan Quagel ailesi gayet iyi çizilmiş, onların dönüşümü, umudu, kararlılığı ve cesareti ikna edici şekilde anlatılmış ama diğer karakterler için aynısını söyleyemeyeceğim. (Bence haklarında yüzlerce kelime okumamıza rağmen tek boyutlu olmanın ötesine geçememiş onlarca karakter yerine daha az kişili ve daha derinlikli bir anlatı çok daha tercih edilesi olurdu. Hakikaten hikâyeye pek katkı sunmayan çok fazla sayıda karakter var kitapta.)
Bir de genel olarak, kitabın dili çok basit. Yalın, sade filan değil, yer yer hakikaten basit. Çalakalem yazılmış gibi (ki zaten sanırım öyle). Bu açılardan maalesef beni tatmin etmedi. Anlattığı şeylerin kıymetli olduğu şüphesiz, özellikle o korku imparatorluğunun içinde yaşayan, hepsi birer muhbire dönüşmeye zorlanan Almanların deneyimini okumak ilginç olabilir ama bunu çok daha müthiş biçimde anlatan kitaplar var - Bir Almanın Hikâyesi, Harro ile Libertas veya LTI: Nasyonal Sosyalizmin Dili ilk aklıma gelenler. Açıkçası onların ardından dilinin basitliği ve iyiler/kötüler ayrımının fazla net yapılmış olmasıyla ortaya çıkan dikotomik yapısı itibariyle bana fazlaca yavan geldi, maalesef.