Bu sefer olmadı valla Peter Handke, hiç olmadı. Daha önce Handke'den "Çocuğun Öyküsü"nü okumuş ve çok etkilenmiştim, biraz daha haşır neşir olalım dedim ve bu muhteşem isimli kitaba geçtim ancak kitaba dair muhteşem olan tek şeyin ismi olduğu kanaatiyle bitirdim. Ve baya da sinirliyim.
"Kalecinin Penaltı Anındaki Endişesi"nin arka kapağında şöyle diyor: "'Yalnızlık', 'boşluk', 'ilişkisizlik', 'dilin ilişki gücü' gibi temalarla örülü, iyi edebiyatın 'zor' metinlerine ilgi duyan okurların büyük zevk alacakları bir başyapıt..." Valla edebiyatın zor metinlerine ilgi duyan biriyim, fena da bir okur olmadığımı düşünüyorum ama bu değil ya, bu da değil artık. Bağlamsız bir iç sıkıntısı monoloğu gibi bir metin, olağanüstü klostrofobik fakat bir yandan o Kafkaesk klostrofobinin zekası ve lezzetini de barındırmıyor.
Müthiş durağan, akmayan bir kitap. "Boş"luğun romanıymış, ya yapmayın, lütfen yapmayın. Bazen bazı şeylere biz anlam yüklüyoruz bence, yazarın / sanatçının kendisinin aklından geçmeyen türde derinlikler icat edip "olağanüstü!" filan diyoruz. (Çağdaş sanatla da derdim tam bu mesela.) Kitabı sevenlerin "sen ne anlarsın, çapın yetmemiş" filan demesini göze alarak çığlık çığlığa "kral çıplak" diye bağırmak istiyorum.
Ecnebilerin "pretentious" dediği şey tam da bu bence. Baş karakterimiz Bloch sinemaya gidiyor, yola çıkıyor, pazara gidiyor, otobüse biniyor, otelde kalıyor vs vs. Bütün bu sıradanlık, aynı ölçüde sıradan bir anlatıyla tarafımıza sunuluyor. Ve buradan büyük manalar çıkarmamız mı isteniyor? Postmodernizmin sanata ettiği en büyük kötülüklerden biri de bu oldu işte: estetiğin sanatla ilişkisini koparmak. "Dilin boşlukla ilişkisini anlatıyor"muş; pekala, bunu estetik biçimde mi yapıyor, bir lezzet, bir yaratıcılık var mı bu metinde? Yok. O zaman bunu sanat eseri yapan şey nedir? "Öz"ünü yitiren sanat hala sanat mıdır?
Sevenler sevmeye devam edebilir. Ben bu kadarına asla yokum ve kabul etmiyorum ya. Gerçek edebiyat bu değil. Düpedüz yavanlık bu.