Eylül Görmüş
Kitapkurdu
Angosta
Büyük bir merakla okudum bu kitabı ama eksik bir şeyler var. Öncelikle çok dağınık bence: Bazı karakterler bağlamsız ve lüzumsuz, ben olsam bu kitaptan 100 sayfayı rahatlıkla temizlerdim. (Ve hayır, İspanyolların önerdiği gibi Latin Amerikalı yazarlarla ilgili kısımları değil, yazarın Paulo Coelho’ya filan laf çaktığı yerlere bayıldım.) Belki şu: Angosta, toplumsal distopyanın bireysel alandaki izini bence yeterince iyi takip edemiyor. Distopik kurgusu son derece çarpıcı; bir tür kast sistemi nedeniyle şehrin bazı bölgelerinin bazı kişilere yasaklandığı bir evren anlatıyor Faciolince – aslında günümüzde pek çok metropolde gayriresmi şekilde varolan bir şeyden bahsediyoruz. Ama sonrası yok. Sanıyorum baş kahramanımız Lince aslında yazarın alter egosu gibi bir şey, hâl böyle olunca da yarattığı karaktere bir türlü toz konduramıyor, derinleştiremiyor; böylece etrafındaki karakterler de sığ kalıyor, distopya hikâyesi ise arkada silikleşip önemsizleşiyor – gibi bir şey? Yine de rahat okunan, merak uyandıran, aralarda da kafa açıcı tespitler barındıran bir kitap olduğu için okunabilir. Kafa açan bölümlere bir örnekle bitireyim: “Ben insanların neden evlendiklerini merak ediyorum. Aşk için diyorlar ama ben ondan şüpheliyim. İnsanlar aşk için değil adet böyle olduğu için, yalnızlık karşısında dehşete düştükleri için evleniyor. Üstelik insanların çoğunluğu mutsuz... Evliliğin getirdiği bitkinliğin, o devamlı huzursuzluk halinin, mutsuzluğa bir çözüm olacağına inanıyorlar. Erkekler evli olmasalar mutlu olacaklarını düşünüyor; kadınlarsa kocaları başka biri olsa mutlu olacaklarını. Evliliğin sırrı bu işte: Mutsuzluğumuza bir sebep yakıştırabilmek için mükemmel bir mazeret sunuyor bize. Evliler evli oldukları için mutlu olamadıkları ya da o kişiyle evli olmasalardı mutlu olacaklarını ve şu hayatta hiçbir şey başaramadılarsa buna evliliklerinin müsaade etmediğini düşünüyor. Evlilik aynı zamanda kendi işe yaramazlıklarına bir bahane olma görevi de görüyor.”