Eylül Görmüş
Kitapkurdu
Yedi Boş Ev
Çağdaş Arjantin edebiyatını çok heyecan verici bulduğumu daha önce çok söyledim, Samanta Schweblin de bu heyecanımın baş sorumlularından biri açıkçası. Schweblin edebiyatı diye bir şey var, şüphesiz ki var. Okuduğum üçüncü kitabı itibariyle iyice emin oldum bundan, bana yazarını söylemeden bir öyküsünü okutsanız “bunu Schweblin yazmış” derim çünkü çok kendine has bir şeyler yapıyor. Daha önce kendisiyle ilgili yazdığım her yorumda geçen kelimeyi bu kitap için de yineleyeceğim: tekinsizlik. Ama ne tekinsizlik, insan okurken sebebini tam bilemediği bir tuhaflık sezinliyor, adını koyamadığı bir huzursuzluk duyuyor. Ve bu tekinsizlik bir gerilimi beslemek için oraya konmuş suni bir şey değil, anlatıya içkin bir tekinsizlik oradaki. Schweblin’in dünyasında havada bir sis gibi asılı duran bir huzursuzluk var. Yedi Boş Ev’de genelde evler etrafında kurgulanmış yedi öykü var. Öykülerin bir diğer ortak noktası ise delilik gibi: akıl sağlığı yerinde olmayan insanlar var öykülerde - ya da öyle mi acaba? İlk okuduğum Kurtarma Mesafesi de, ardından gelen Ağızdaki Kuşlar da benzer bir soru bırakmıştı sanki ama bu defa daha da net soruyor sanki Schweblin: Nedir ki delilik? Aklı sağlıklı veya sağlıksız kılan sınırı tam nerede çekmek lazım? Schweblin ve yazdığı aykırı insanlar acayip kafamı karıştırıyor bu konuda. Ezcümle, nefis bir kitap bence bu. İnsanı ilk cümlede içine alan bu kuvette kısa öyküler yazmak her yazarın harcı değil. Vallahi hayranım size sayın Schweblin. Saygılarımla.