Eylül Görmüş
Kitapkurdu
Eddy'nin Sonu
Edouard Louis taşrada geçen çocukluğunu, evde, okulda, sokakta maruz kaldığı şiddeti, homofobiyle şekillenen ilkgençlik yıllarını anlatıyor kitapta. Annesi ve babasıyla tanışıyoruz ki sonrasında yazacağı iki kitapta; “Bir Kadının Kavgaları ve Dönüşümleri” ve “Babamı Kim Öldürdü”de ikisini de çok daha derinlemesine anlatacak bize. Taşra acımasızlığının evrenselliğinin beni şaşırtmaya devam ettiğini söylemem lazım. Annie Ernaux okuduğumda da aynısı oluyor hep; bizden çok daha hoşgörülü olduğuna dair bir inanç taşıdığımız Batı kültürünün de ötekileştirmeye, zorbalığa, şiddete bunca meyyal olması, görece daha denetimsiz kalıp alan bulunca hemen vahşileşmesi çok acayip bir şey. İnsanın nüvesine dair umutsuzluğa kapılmaya sebebiyet verecek denli korkunç şeyler anlatıyor zira Edouard Louis. Eşcinselliğini herkesten ama en çok da kendinden saklamaya çalışırken yaşadıklarını müthiş bir dürüstlükle ortaya koyuyor, öyle bir anlatıyor ki tüm o şiddete ve zorbalığa siz maruz kalmışsınız gibi içinize işliyor metin. Irkçılığa, homofobiye, eşitsizliğe, toplumsal cinsiyete dair hiç büyük laflar etmeden, sadece gördüklerini aktararak çok fazla şey söylemeyi başarmış yazar. Okuduğum diğer kitaplarına göre dilinin daha zayıf olduğunu da ekleyeyim ama ilk kitabı olduğu için bunu çok anlaşılır buldum, yazdıkça dilini ne kadar derinleştirdiğini, zenginleştirdiğini de görmüş oldum. Louis’den bir özkurmaca değil, tam kurmaca okumak gibi bir arzum var artık. Umarım yakın zamanda öyle bir eser de yazar ve o müthiş dilinden bir de onu tatma şansımız olur.