HacerSC
Kaşif
Eşini kaybeden Etelka’nın taşradan Budapeşte’ye,kızının yanına gelişiyle birlikte yalnızca yaşam düzeni değil,anne-kız arasındaki görünmez mesafeler de değişmeye başlıyor. Roman boyunca yaşlılığın insana hissettirdiği kırılganlığa ve kişinin kendi hayatında fazlalığa dönüşme korkusuna tanıklık ediyoruz. İnsan bazen en yakınının yanında bile kendine ait bir yer bulamıyor. Anne ile kızın ortak kaybı onları yakınlaştırmak yerine daha da uzaklaştırıyor sanki.Kitap boyunca şu soruyu düşündüm: Bir insanın iyiliğini istediğimizi düşünerek onun adına karar verebilir miyiz? Fedakârlık sandığımız şeyler gerçekten karşı tarafın ihtiyacı mı,yoksa kendi doğrularımız mı? Iza’nın düzenli ve kontrollü yaşamı dikkat çekiciydi.Kusursuzluk arttıkça duygular daha görünmez oluyordu sanki. Antal ise bana en sahici gelen karakterdi.Kitap boyunca iyi kimdi, kötü kimdi sorusunun cevabını bulamadım.Çünkü bazen insanlar kötü oldukları için değil, sevmeyi farklı bildikleri için birbirlerini incitiyorlar.