Göz bebeğimiz Holden Kitap'ın yeni serisi Kuytu ile; serinin ilk kitabı Amerikalı yazar Herbert Clyde Lewis imzalı “Gemiden Düşen Adam” vesilesiyle tanıştım - tabii Lewis ile de. Kuytu serisi, şu veya bu sebeple edebiyat tarihinin tozlu raflarında unutulup gitmiş kıymetli eserleri bulup gün ışığına çıkarmayı hedefliyor. Ne güzel bir derttir bu, şanslıyız. Bu minik romanın sonuna, eserin hatırlanma ve “kurtarılma” sürecini ve 41 yaşında intihar eden yazarının öyküsünü anlatan bir makale de eklenmiş ki bu da kitaptan aldığım zevki daha da artırdı. Pekala iyi eserler yanlış zamanlamalar ve yanlış tercihlerle hak ettikleri ilgiyi göremeden kaybolup gidebiliyor sahiden.
Gemiden Düşen Adam sahiden iyi bir kitap. Dışarıdan bakınca kusursuz gözüken ve son derece sıradan, sıkıcı bir hayata sahip, her şeyi olması gerektiği gibi yapan bir adam olan Henry Preston Standsih bir gün bu sıradanlığa dayanamayarak kendini yollara vuruyor ve karısıyla çocuklarını New York’ta bırakıp bir seyahate çıkıyor. Bu seyahatin bir noktasında gemiden düşüyor. Kitap suda sürüklenen ve kurtarılmayı bekleyen Lewis’in düşünceleri ve gemidekilerin olayı fark etmelerini anlatıyor.
Hem Lewis, hem gemideki karakterler çok iyi çizilmiş. Önyargıları, sabit fikirleri, statü endişeleri, nasıl görüldükleriyle ilgili dertleri, bencillikleri. Aslında bu karakterler üzerinden epey sağlam bir insan eleştirisi yapıyor Lewis. Standish’in suda sürüklenirken hayatını gözden geçirdiği bölümlerde hayat ve ölüm arasındaki çizginin inceliğinin hiç farkında olmayışımız, modern çağın insanları olarak istediğimizi elde etmeye ne kadar alışık olduğumuz ve bunun gerçeklik algımızı ne kadar çapraşıklaştırdığı çok iyi anlatılıyor.
Küçücük ama çok sürükleyici, bir oturuşta okunabilecek ve kendini okuturken bir sürü de soru bırakmayı başaran bir kitap. İyi ki bunca yıl sonra keşfedilmiş de okuyabilmişiz.