Eylül Görmüş
Kitapkurdu
Bizim Büyük Çaresizliğimiz
Hmm. Yine aynı şey oldu – acaba neden böyle oluyor? Türkiye edebiyatında (yani benim okuduklarımda) bir şey var ve bana iyi gelmiyor. Bir türlü kaçınılamayan bir ciddiyet ve ciddiye alma hâli, en muzip cümlelere bile sinmiş bir hüzün. Bu kitaba edebi anlamda diyecek hiçbir sözüm yok açıkçası, müthiş iyi yazılmış, müthiş iyi yakalanmış. Çok güzel, çok lezzetli – ve fakat işte sıkkın, sıkıntılı, hüzünlü. Acaba başka coğrafyaların kitaplarındaki acılar bana bu kadar dokunmadığından mı bu duyguyu hissetmiyorum? Ya da bir diğer soru: Şiirlerimizde de var aynı hüzün ve büyük dertlerle sarmalanma hâli, onları bunca severken niye roman / öykü olunca bunalıyorum, iyi hissetmiyorum, kaçmak istiyorum? Bu kitap bana böyle cevapsız sorular bıraktı. Belki ayakta kalabilmek için her şeyi hafife almaya, yumuşatmaya, önemsizleştirmeye çalıştığım bir dönemde okumuş olmamın da bu iç sıkıntısında etkisi olmuştur. Neyse siz benim bu aşırı kişisel hezeyanlarıma takılmayın, okuyun, güzel kitap. Akılda kalanlardan iki cümle: “Çünkü aşk eşitler arasında yaşanır. Eşit değilseler bir taraf diğerinin esiri olur, diğeri de ona eserim diye bakar.”