Eylül Görmüş
Kitapkurdu
Üçleme
Hmmm. Umduğumu bulamadım, acaba umudum fazla mı büyüktü? Adı her sene Nobel Edebiyat Ödülü için anılan Norveçli yazar Jon Fosse ile tanışma kitabım oldu Üçleme. Sevmedim diyemem ama beklentimi karşılamadı maalesef. Alida ile Asle'in hikâyesini okuyoruz. Kendilerine başlarını sokacak bir yer arayan iki genç aşık onlar, üstelik Alida doğurmak üzere. Çaldıkları kapılar yüzlerine kapanıyor, kiralayacak bir oda bile bulmakta güçlük çekiyorlar, Asle pek çok şeyi göze alıyor sevdiği kadını ve doğacak çocuklarını korumak için, oradan oraya yürüyorlar, hayatta kalmaya çalışıyorlar. Hikâye kabaca böyle, öyküde yer yer şaşırtıcı dönemeçler olsa da yazarın alamet-i farikası dili. Yer yer Saramago'yu epey andıran bir dili var yazarın, zira neredeyse hiç nokta kullanmadan yazıyor, diyalogları ve düşünceleri zaman zaman Saramagovari "diyor"larla okuyoruz. Ben bu üslubu çok severim, burada da hoşuma gitti, zamanda sık sık yaptığı atlamalara da açıkçası çok itirazım yok ama yine de... Bazı tekrarları beni çok yordu, karakterlerin çaresizliğini hissedelim diye yapılmış bir tercih muhtemelen ama sahiden boğucu bir hâl alabiliyor ilerledikçe. Ayrıca ana 2 kahramanımız dahil olmak üzere, yazarın karakterlerini yeterince derinleştirmediği kanaatindeyim. Yarı rüyamsı - şiirsi anlatı da bu sefer nedense bana nüfuz edemedi, belki karakterlerin arasındaki aşk hikâyesine ikna olamadığım için. Sanırım hem yukarıda söz ettiğim üslup benzerliğinden, hem de iki kitabın da benzer şekilde yolda geçen birer aşk hikâyesi anlatmalarından ötürü, aklıma sık sık Saramago'nun Baltasar and Blimunda'sı geldi ve nerede o kitabın gücü, nerede bu diye düşünmeden edemedim. Haksız bir kıyaslama muhtemelen, kıyaslama yapmak da yersiz ama okurken çok sık aklıma düştüğü için buraya da not düşmek istedim. Yazarın dilimize çevrilen diğer kitapları Melankoli ile Sabahtan Akşama'yı da okuyunca kendisine dair daha doğru düzgün bir fikir edineceğim sanıyorum.