Eylül Görmüş
Kitapkurdu
Sevgili
İkinci Duras kitabım itibariyle iyice emin oldum ki şayet insan terapi almıyorsa kendisini okumamalı. Allahım bu nasıl sert bir metin; bir insanın nasıl her kelimesine hüzün siner? Bu kadın durmaksızın içimi dağlıyor. Yine kısa, kesik cümleler, anlatmanın anlamsızlığına ikna olmuş ama yine de anlatan, içinden atmak isteyen ve ne kadar anlatsa içindeki umutsuzluğa çare bulamayacağını bilen bir yazarın metni bu. Marguerite Duras’ın dürüstlüğü ve gerçekliği bana zaman zaman Annie Ernaux’yı hatırlatıyor, bu kitapta (belki kişisel hikâyesi olduğu için) daha da çok hissettim bunu. Duras’nın 15 yaşındayken Hindiçin’de 27 yaşında bir adamla yaşadığı garip, saplantılı, sarsıcı, tutkulu ve acıklı aşk hikâyesini okuyoruz, bir yandan da yazarın sorunlu ailesine, annesiyle bir türlü kuramadığı ilişkiye ve içinde bulunduğu topluma ne yapsa ait olamayışına bakıyoruz. Söylenecek çok şey var ve söylenecek pek de bir şey yok belki. 90 sayfada içime öküz oturttuğunuz için teşekkürler sayın Duras, ne diyeyim. “Yazdığımı sandım, ama hiç yazmadım, sevdiğimi sandım ama hiç sevmedim, kapalı bir kapı önünde beklemekten başka bir şey yapmadım hiçbir zaman.”