Jean-Louis Fournier ile ikinci buluşmamız oldu bu. Bundan evvel “Asla Kimseyi Öldürmedi Benim Babam”ı okumuş ve babasıyla tanışmıştım, bu kez de annesinin öyküsünü anlattı bana. Artık tanıdığım dingin üslubuyla, insanın içine işleyen kısa, kesik ve bence kesici/kanatıcı cümleleriyle yine yüreğimi burkmayı başardı.
Sanırım en çok annesinin öyküsünü, babasından azade anlatamaması dokundu bana. Annesini anlatırken de babasını anlatıyor Fournier, çünkü baba devasa varlığıyla annenin hayatının tamamını şekillendirmiş, ezmiş, çiğnemiş. Kapaktaki ışıltılı kadın yavaş yavaş sönmüş, kaybolmuş. Pırıltılı kadınlarla dışarıdan bakınca kudretli gözüken ve ancak yakınlaşınca taşıdıkları ruh emme potansiyellerini görebildiğimiz adamlar hikâyeleri ne kadar tanıdık maalesef.
Fournier’nin annesine duyduğu fakat asla ifade edemediği şefkat da çok işledi içime. Kendisi bazı küçük anları, gözden kaçırdığımız incelikleri çok iyi yakalıyor şüphesiz. Başka türlü bir duyarlılığı var ve sanırım onu okumanın insanı epey hassaslaştırmak gibi bir sonucu oluyor. Etrafımızdaki küçük “şey”lerin ayırdına yeterince varmadığımızı düşündüğüm için bunu yapıyor olmasını çok kıymetli buluyorum. Ancak edebi anlamda yeterince tatmin edici mi, emin değilim. Ernaux örneğin aynı işi çok daha büyük bir maharetle kotarıyor - benzer küçük şeyleri görüyor, saklıyor, anlatıyor, onlardan hem çok kişisel, hem çok toplumsal şeyler çıkarıyor ve bunları aktarırken olağanüstü lezzetli cümleler kuruyor. Belki kıyaslamak yanlış ama Fournier’nin anlatış biçimi, yalınlığını çok sevmeme rağmen, bazen biraz fazla ham geliyor sanki bana. “Biraz daha anlat, acayip bir şey bu yakaladığın, anlat, bırakma burada” diyesim geliyor kendisine.
Sonuçta sevdim ama yukarıdaki eleştirilerimi de beyan etmiş olayım isterim. Minicik ama insanda iz bırakma potansiyeli yüksek bir kitap Kuzeyli Annem. Fournier ile yolculuğum sürecek.
“Annem satır aralarını okumayı bilecek, bu kitabın bir ilanı aşk olduğunu, öğretmenimizin Anneler Günü için dikte ettiği övgü sözleri hariç, onu sevdiğimi asla söyleyemeyen benim hatamı telafi ettiğimi anlayabilecek mi? Bunları onu yeniden yaşatmak için yazdığımı anlayabilecek mi? Çünkü onu özlediğimi.”