Eylül Görmüş
Kitapkurdu
Neredesin Mathias?
Macar yazar Agota Kristof’un bir kısa öyküsü ve bir oyun metninden oluşan minik kitabı Neredesin Mathias yazarla tanışmak için doğru kitap değil şüphesiz ama yazarı tanıyanlar için tanıdık bir yere gitme duygusunu yaşatacak, hacminden beklenmeyecek ölçüde derinlikli bir kitap. Çok seviyorum seni Kristof, sahiden çok. Kitabın son sözünü yazan Marie-Therese Lathion’dan alıntılıyorum zira çok iyi bir özet bu: “(Kitaptaki her iki metin de), farklı yollardan olsa da, yazarın takıntılarını ortaya çıkarır: çocukluk ve onun sürüklenen bir dünyadaki ürkütücü zekâsı, ikiz idealine duyulan özlem, sözcüklerin aldatıcılığı, hayatın umutsuzluğu, zamanın seyrelmesi. Kristóf sürgünün hayatında yarattığı kopuşun ötesine geçerek, taviz vermez bakışıyla saptadığı, hayatını bütünüyle kaplayan hayal kırıklığı yığınından azade kalabilmiş görünen o tek alana, sert ve zorlu çocukluğuna özlem duymaya devam eder. Dışarıdaki dünyanın gidişatını pek umursamadan, onu harekete geçirebilecek bir meselenin, tek bir meselenin varlığından söz eder: ‘Çocuk ve çocukluk meselesi.’” Bu kitabın iki kahramanı var bence, çocukluk ve zaman. “Line, Zaman” adlı oyun metninde zaten çok görünür ama Neredesin Mathias öyküsünün de gizli kahramanı zaman. Ateşli bir gecede gördüğü sanrılı rüyada kendi çocuğuyla karşılaşan, kendi de çocuk olan Sandor’un hikâyesi bu ilk öykü ve Kristof’un üçlemesini üzerine inşa ettiği ikiz temasının nüvelerini görebiliyoruz burada. Zamanı bükerek farklı kuşakların çocukluklarını aynı ana hapseden bu son derece sofistike metinde Kristof alışkın olduğumuz tekinsiz dünyasına anında çekiveriyor okuru. İkinci metindeyse zaman yine tüm döngüselliğiyle başrolde; yıllar geçiyor, bazı şeyler biter ve dönüşürken bazıları yeniden yaşanmak üzere başa sarıyor. İlk öyküdeki şu cümleyi ekleyip bitireceğim çünkü bence anlatmaya çalıştığım zaman meselesini çok iyi anlatıyor: “Saati durdurmak lazım Mathias, rahatsız ediyor beni.” Dönüp tekrar okusam bambaşka şeyler yakalayacağımı düşünüyorum, bu kadar küçücük bir metnin böyle hissetirebilmesi olağanüstü. Kristof’u özleyenler buyursun, kısa ama lezzetli bir kavuşma bu bence.