Eylül Görmüş
Kitapkurdu
Masumiyet Müzesi
Masumiyet Müzesi’ni seneler önce ilk okuduğumda anlattığı aşk hikâyesine takılmıştım - daha doğrusu bu bir aşk hikâyesi mi sorusuna takılmıştım diyeyim. Şimdi dizi uyarlaması gelmeden bir kez daha okuyunca hem kendi sorumu cevaplayabildim hem de bambaşka bir yerden çarpıldım. Her şeyden önce: bu ne kuşatıcı bir romandı, hatırladım. Kaç kitap insanı böyle ele geçirebiliyor, böyle zihninin, kalbinin her kıvrımına nüfuz edebiliyor, insana bunu yapabiliyor? Bu kudrete sahip kitaplar pek az şüphesiz, Masumiyet Müzesi ise bunu -hem de birden fazla mekânizmayla- yapabilen bir acayip kitap; bazen boğarak, bazen hüzünlendirerek, bazen korkutarak; ama okura “kendinden başka bir şeyle meşgul olma” şansı vermediği muhakkak. Önce sorumu yanıtlayayım, seneler önceki Eylül bu soruyu sorabildiğine göre demek ki daha katı ve tabii çok daha tecrübesizmiş. Eylülcüğüm, bu bir aşk hikâyesidir elbette, aşkın bir biçiminin hikâyesidir yahut, zira aşkın ne çok biçimi vardır, aradan geçen zamanda bunu öğrenmiş olmana sevindim. Aşk; tutku, saplantı, arzu, öfke, haz, haset, hayranlık, intikam, gurur, dostluk ve daha nicesinden müteşekkil bir şeydir ve her büyük aşk hikâyesinin içinde miktarları değişmekle beraber bunların hepsinden biraz muhakkak bulunur. Ancak bu sefer beni asıl çarpan şey Pamuk’un üstkurmacadaki ustalığı oldu. Bu kitap şayet Füsun ve Kemal’in öyküsünden ibaret olsa; hikâyeyi Orhan Pamuk’a yazdırma, biriktirme ve müze ekseni olmasa çok daha zayıf bir metin olurdu kanımca. Kitabın sonlarına doğru yazarın dediği gibi: “müzelerin asıl konusu gurur”dur sahiden ve bu kitap da aşkın o gururlu yanına bakmaya bir çağrı bence. Tüm kitap boyunca namus, bekaret gibi başlıklar çerçevesinde kadınların gururla kurduğu ilişkiyi ve Kemal’in aşkı için yaptığı şeylerin kendisini nasıl “gurursuzlaştırdığını” okuduktan sonra meselesi gurur olan bir müzeyle öykünün bitmesinden daha tamamlayıcı bir final hayal edemiyorum. Bu kitaba dair çok şey söylendi, daha binlerce şey söylenebilir ve söylenecektir şüphesiz; benim ikinci okumadan sonraki bu sözlerim de bu koroya eklesin. İyi ki var bu kitap ve iyi ki her seferinde bambaşka bir hikâye anlatıyor.