Eylül Görmüş
Kitapkurdu
Puşkin Tepeleri
Ne acayip kitap. Okuduğum bir yorumda “kimi zaman süper absürt ve komik, kimi zaman buz gibi acımasız ve gerçekçi” gibi bir şey yazıyordu, hakikaten öyle – aslında bu anlamda tipik bir Rus romanı diyebiliriz. Şu sıra çok başka bağlamlarda tartışıyor olsak da, bu “Rusluk” meselesi acayip bir mesele hakikaten – Svetlana Aleksiyeviç’in buna bunca kafa yorması boşuna değil. Bütün bireysel alana sirayet etmiş bir dev yapı ve onun köşesinden bucağından nefes almaya çalışan insanların tuhaf umutsuzluğu. (Daha da tuhaf olansa çarlık döneminde de, Sovyet döneminde de, şimdi de devletin benzer “görkem”ini koruyor olması – dolayısıyla oldukça yapısal bir marazdan ve mirastan bahsediyoruz.) Dovlatov’un “en kişisel romanı” denen bu kitapta yazdıklarını yayınlatmayı başaramamış bir yazarın Puşkin Tepeleri Milli Parkı’nda turist rehberliği yapmaya başlamasının öyküsü fonunda bence en çok da bu çözümsüz birey-devlet ilişkisini okuyoruz, bana kalan bu oldu yani en azından. Kısacık, hızla okunan ama dopdolu bir kitap. Okuduğum ilk Dovlatov idi, devamı gelecektir.