Ne hoş, ne zarif bir küçük kitaptı Tren Düşleri - çocukluğumun John Steinbecklerinin lezzetini aldım. 19. yüzyıl sonunda doğmuş sıradan bir orman işçisi olan Robert Grainier'in hayat hikâyesini okuyoruz. Sıradan bir adamın, o yıllarda sıradan olan felaketlerle (yangınlar, ölümler, salgınlar...) biçimlenmiş hayatını.
Amerika kıtasının o büyük dönüşümünün içinde hayatta kalmaya çalışan biri Grainier. Kitabın ismindeki tren imgesi, kitapta sık sık karşımıza çıkıyor ama salt tren olarak değil, bu büyük teknolojik dönüşümün "lokomotifi" olarak. Devasa bir dönüşüm çarkının içinde adapte olmaya çalışan insancıklardan biri sadece Grainier. İlk bakışta yalnız kalmayı "seçmiş" gibi gözüken ancak aslında belki yalnızlık dışında pek de başka çaresi olmayan bir insan.
Grainier'in uzun hayat öyküsünü anlatan bu kısacık romana yazarın bu kadar çok şey sığdırabilmiş olması muhteşem hakikaten. Kızılderililere yapılanlar, örtülü ırkçılık, savaşın bireylerin üzerindeki etkileri, insanın doğayla gitgide daha da problemli hale gelen ilişkisi, aşk, ebeveynlik, sistemin tahakküm kurma mekânizmaları... Bir dolu şey. Grainier'in öyküsünü anlatırken bir dönemin tarihini de yazıyor Denis Johnson, gözümüze sokmadan, büyük tespitler ve iddialar saçmadan, sakince, usulca.
Muhtemelen konusu sebebiyle Robert Seethaler'in "Bütün Bir Ömür"üne benzettim bu kitabı ama ondan çok daha fazla sevdim. Yer yer hayalsi, yer yer buz gibi sert bir roman Tren Düşleri, tam da bu dengeyi kurabildiği için de çok lezzetli.
Son not: Holden'in bu “Modern” serisi hakikaten çok sağlam ilerliyor, çok sıkı eserler seçip dilimize çok titiz çevirilerle kazandırıyorlar, şanslıyız; farkında ve müteşekkir olalım isterim.