Ne vakittir aklımda olan İngiliz yazar Angela Carter ile sonunda tanışabildim. “Kanlı Oda”; yazarın, hepimizin gayet iyi bildiği masalları tersyüz ederek yazdığı 10 öyküsünü içeriyor. Kırmızı Başlıklı Kız, Çizmeli Kedi, Mavi Sakal, Güzel ve Çirkin, Pamuk Prenses, Kont Drakula bunlardan bazıları. Carter bu masalların üzerindeki örtüyü kaldırıp atıyor sanki ve örtünün altında saklı duran cinsiyetçiliği ve şiddeti sergiliyor, ardından da hepsini baştan yazıyor.
Çok acayip bir iş bence yaptığı ve masalları yeniden, feminist bir bakış açısıyla anlatırken kullandığı dil de müthiş. Biraz Sylvie Germain’ın Gecelerin Kitabı ve Amber Gece’sini anımsattı, onun karanlık, gotik büyülü gerçekçiliğini anımsatan bir üslubu var yazarın. Germain’inki kadar sarsıcı ve kuşatıcı olmasa da, kesinlikle benzer bir tat bırakıyor damakta.
Kadının cinselliğini ve arzusunu odağına alan bir bakışla yazdığı için pek çok insanı epey rahatsız etmiş bir kitap bu, bense bunu yapma biçimine bayıldım. Kolay bir kitap asla değil evet; çokça kan, dehşet ve şiddet barındırıyor ama bence hepsi çok dozunda ve yukarıda dediğim gibi - masallarda zaten yok mu bunlar? Ölüm, şehvet, şiddet - başka kelimelerle anlatılınca oluyor da, Carter gibi daha doğrudan gösterilince mi çok ayıp ve fena halde yanlış oluyor?
Rahatsız edici mi bu kitap peki? Eh, öyle. Ama tam da rahatsız olması gereken yerlerimizi rahatsız ediyor bence. Carter’ın tutturduğu dengeye sahiden bayıldım: bunca açıklıkla yazmak ve fakat çiğleşmemek, dili öyle bir kullanmak ki okuduğumuzun masal olduğunu da unutturmamak. Bir de nasıl atmosferik! Soğuk, uğultulu şatolar; karanlık, sık ormanlar... Hepsine gittim resmen.
Çok sevdim. Böyle bir metni ancak bir kadın yazabilirdi bence - dolayısıyla iyi ki yazmış. Ezberler böyle böyle bozulacak.