Romain Gary’nin Emile Ajar takma adıyla yayımladığı ilk romanı Koca Tembel’i senelerdir bekletirdim, nihayet okudum. Gary’nin Ajar olduğu romanlardaki bambaşka diline her defasında şaşırıyorum; bir insan nasıl bu derece farklı yazabilir, nasıl bambaşka bir dil ve perspektif yaratabilir; sahiden çok acayip.
Koca Tembel bir tür alternatif “Dönüşüm” hikâyesi. Paris’in acımasızlığı ve yalnızlığına dayanamayıp bir piton sahiplenen bir adamın yavaş yavaş o pitonla özdeşleşme, birleşme ve nihayetinde pitona dönüşme öyküsünü okuyoruz. Seçtiği hayvan Piton çünkü adamın birinin kendisini sarmalamasına, etrafına dolanıp onu kucaklamasına ihtiyacı var; bu ihtiyacı öyle büyük ki geneleve gittiğinde bile uzun kollu fahişeleri tercih ediyor kollarını etrafına sarabilsinler diye. Kitabın bana Kafka’nın Dönüşüm’ünü hatırlatmasının tek sebebi evrilme tarafı değil bu arada, benzer bir sistem eleştirisi ve benzer bir anlamsızlık hissi de var metinde. Ajar tabii ki Kafka kadar ciddi değil, her zamanki gibi son derece muzip ve alaycı ama bu acı alay anlattığı öyküyü daha az acıklı kılmıyor, aksine.
Bir yalnızlık anlatısı bu. Asansörde gördüğü bir kadına, bir pitona hatta sırf kurulması gerektiği için kendisine muhtaç olmasından ötürü bir kurmalı saate bile bağlanabilen bir adamın yalnızlığını anlatıyor Ajar. Ve tabii bunu yaparken başta Fransa olmak üzere tüm Batı kültürünü de sert şekilde eleştirmeyi ihmal etmiyor. O koca medeniyetin ne kadar zavallı kökler üzerine inşa edildiğini satır aralarında durmadan fâş eden; sömürgecilikle, Batı’nın göçmen konusundaki ikiyüzlülüğüyle, kapitalizmle de alay eden bir öykü bu. Ve tabii ki yer yer çok komik, Gary Ajar olduğunda hep komik zaten.
Ajar adıyla yazdığı diğer üç kitabı (Onca Yoksulluk Varken, Yalan Roman ve Kral Salomon’un Bunalımı) kadar olmasa da ben sevdim. Şu iki cümleyle bitireyim: “Ben çevreye ayarlanmak istemiyorum, benim istediğim, çevrenin bize ayarlanması. ‘Biz’ diyorum, çoğul, çünkü bazen kendimi çok yalnız hissediyorum.”
Canım.