Eylül Görmüş
Kitapkurdu
Bavul
Rus yazar Sergey Dovlatov'la ikinci hasbihalim Salzburg’da "Bavul" ile oldu; bundan önce kendisinin Puşkin Tepeleri kitabını okumuştum. Bavul’daki hikâye şu: vatandaşlar, yasa gereği, Sovyetler Birliği'ni terk ederken yanlarına yalnızca 3 bavul eşya alabiliyorlar ve arkalarında kocaman bir hayat bırakmak zorunda kalarak ayrılıyorlar. Dovlatov da yine daha Puşkin Tepeleri gibi otobiyografik unsurlar taşıyan bu küçük romanında o bavullardan birini seneler sonra açıp içinde bulduğu nesnelerin öykülerini anlatmaya koyuluyor ve bu nesneler üzerinden hem kendi hayatını anlatıyor, hem de bize bir SSCB panoraması çiziyor. Puşkin Tepeleri'ndeki gibi, yine kronik bir SSCB sorunu olan bireyle devletin tuhaf ilişkisi meselesinin izlerini görmek mümkün burada da. Dovlatov bu meseleye oldukça takık diyebiliriz, zaten kendisi komünist rejimle epeyce çatışmış bir yazar biliyoruz ki. Bu devlet-birey ilişkisi konusundaki eleştirilerinde haksız değil bence; toplumsal hayatın her köşesini biçimlendirmeyi amaçlayan bir siyasi düzende yaşayınca, her tür ilişkiye devletin elinin izi sinmiş oluyor: Kitapta anlatılan tüm hikâyelerde, en bireysel gözükeninde bile bunu görmek mümkün. 1960lar Rusya'sına dair bence çok ilgi çekici bir resim çizen bir kitap bu. Bir de yer yer çok komik - Dovlatov hiç beklenmedik anlarda sistemin içine gömülü absürtlüğü bulup çıkarıp okuru güldürmeyi başarıyor, bu tarafını çok seviyorum. Sonuçta güzel, lezzetli bir küçük okuma idi Bavul. Dovlatov'la ilişkimi derinleştirmeye devam edeceğim.