Labirent & Batı ve Hasımları
Labirent & Batı ve Hasımları Ürüne Git
Eylül Görmüş
Kitapkurdu
Labirent & Batı ve Hasımları
SENİ ÇOK SEVİYORUM YA AMIN MAALOUF. Çok! Heyecanla beklediğim bu kitabı elime geçer geçmez okumaya başladım ve neredeyse bir macera romanı okur gibi yalayıp yuttum. Ki aslında koca yaşlı dünyamızın macerasını anlattığından, buna çok da şaşırmamalı belki. Hep söylüyorum “Maalouf’un denemeleri en az romanları kadar iyi” diye. Dünyamızın sürüklendiği yeri en berrak biçimde görebilen isimlerin başında geliyor kendisi bence. Hem doğulu hem batılı olmasının, iki farklı kültürü bizzat deneyimlemiş olmasının bunda etkisi büyük şüphesiz. Bu kitabı Ölümcül Kimlikler, Çivisi Çıkmış Dünya ve Uygarlıkların Batışı’nın bir devamı gibi görebiliriz. Maalouf yine bu kitaplarda olduğu gibi tarihsel bir perspektif ortaya koyarak içinde bulunduğumuz durumu çözümlüyor. Bu üç kitabı arka arkaya okuyunca kendisinin gitgide umudunu yitirdiğini görmüştüm, ama her şeye rağmen Uygarlıkların Batışı’nda şöyle diyordu: “Farklı dillere veya dinlere sahip olan halkların birbirlerinden ayrı yaşamalarının daha iyi olacağını savunan fikirle mücadele etmekten hiç vazgeçmeyeceğim. Etnisitenin, dinin veya ırkın ulus inşa etmek için meşru temeller oluşturduklarını asla kabul etmeyeceğim.” Labirent’te artık adını koyuyor; “yolunu kaybetmiş insanlık” diyor. Japonya, Rusya, Çin ve ABD’nin tarihlerine göz attığı, bugünlerini anlamak için geçmişlerinde iz sürdüğü dört bölümün ardından da pandemiden, Ukrayna Savaşı’ndan, yapay zekadan dem vurduğu bir son bölüm geliyor. Aslında son romanı Empedokles’in Dostları’nda da yaptığı uyarıyı yapıyor insanlığa burada: durun artık. Durun, kayboldunuz. Pandemi zamanı deli gibi Maalouf okurken “acaba nasıl yorumluyor tüm bu olup biteni” diye düşünmüştüm, Labirent ile cevabımı kısmen aldım. Güncelden çok tarihsel kısmı ağırlıkta olsa da, satır aralarında bugüne dair pek çok şey bulmak mümkün. Bir de kendisinin bilgi birikimine hayran olmamak mümkün değil - o kadar çok şey öğrendim ki bu kitaptan. Çizdiği çerçeve, dilinin o çok sevdiğim müthiş akıcılığı (tabii Ali Berktay’ın her zamanki kusursuz çevirisinin de bunda payı büyük), manzaraya devasa bir perspektiften bakabilmesi... Kafamda öyle çok şeyi berraklaştırdı ki. Bayıldım. İyi ki varsın Amin Maalouf, iyi ki.