Son yıllarda adı Nobel için sıkça geçen Kenyalı yazar Ngũgĩ wa Thiong'o ile tanışma kitabım oldu Aradaki Nehir ve herhalde hayatımdaki en kötü tanışmalardan biri filan oldu. (Sana laflar hazırladım Thiong'o, aşağıda.) Kendisinin meşhur kitabı Kargalar Büyücüsü ile başlamalıydım belki ama hayat, böyle gelişti.
Aradaki Nehir, Kenya’nın dağ köylerinde yaşayan Gikuyu insanlarının hikâyesini anlatıyor. Beyaz adamın gelişiyle beraber bölünen bir topluluğun öyküsünü okuyoruz kitapta. Bir yanda geleneklerine sahip çıkmaya çalışarak direnenler, bir yanda Hristiyanlığı seçerek "teslim olanlar", bir de tüm bunların ortasında beyaz adamdan alınması gereken şeyin eğitim olduğunu, topyekün bir reddediş yerine o eğitimi kendi kültürleriyle harmanlayıp ayakta kalmanın bir yolunu bulmak gerektiğini savunan başkahraman Waiyaki var.
Sömürgecilik, ırk, gelenek, kültürel aidiyetler. İki din, iki tepe, bunları "bölen" nehir. Semboller semboller ve acayip iş yapan konular evet. Çok güzel de, ben epeydir bu kadar yavan bir şey okumamıştım, onu ne yapacağız? Yani bu nasıl basit bir dildir, nasıl bir karakter geliştirememektir, nasıl bir diyalog yazamamaktır? Yazarın bu kitabında politik mesajını çok öncelediği, bu nedenle kurguyu ve dili çok geri planda tuttuğu söyleniyor ama bu geri planda tutmanın ötesinde bir şey, hakikaten ortaokul kompozisyonu gibiydi bazı bölümler. “Şöyle dedi, böyle şaşırdı, öyle hissetti, aniden anladı.” Hakikaten şaşkınlıkla okudum.
Meşhur "gerçek edebiyat bu değil" cümlemi bile sarfetmeyeceğim, zira gerçeği geçiniz, bence edebiyat bu değil, propaganda bülteni okuyalım oldu olacak. Dili ve üslupsuzluğu bir yana, yazarın anlattığı hikâyenin ve kitabın kurgusunun da öyle pek ilgi çekici bir tarafı yok kesinlikle. Başka kitaplarını okuyunca daha ayakları yere basan yorumlar yapacağım ama diğerleri de böyleyse eğer, Nobel’e ilgili mevzunun tamamen politik olduğunu, Thiong'o Nobel'i alırsa bunun tipik bir Batılı günah çıkartma hamlesi olacağını düşüneceğim.
Sinirlendim ya.