Sonunda alnımdaki kara lekeyi sildim ve “Ben, Kirke”yi okuduklarım rafına törenle kaldırıyorum. Kitabı sevdim. Ama içinde iddia edildiği gibi büyük bir feminist duruş görmedim, kadının gücüne dair destansı bir hikâye olduğunu düşünmüyorum; edebi açıdan kuvvetli bir eser olduğu görüşünde de değilim. Mitoloji, özellikle Yunan mitolojisi benim zayıf karnım (ya da Aşil topuğum diyeyim daha anlamlı olsun), daha önce de söylemiştim, annem bana çocukken masallar yerine Azra Erhat’ın Mitoloji Sözlüğü’nden öyküler okurdu, o nedenle mitolojik destanlar beni çocukluğuma götürüyorlar, iyi geliyorlar. Bu kitabı da 2 gece boyunca heyecanlanarak, hayallere dalarak, üzülerek, duygulanarak okudum. Kirke’nin hikâyesini hep etkileyici bulmuştum, bu şekilde geniş haliyle ve kendi ağzından okumak mutluluk vericiydi. AMA: bu kitabın olduğu iddia edilen ama -bence- olmadığı şey aslında gerçekten var: o da bu ay dergiye de yazdığım Ursula K. Le Guin’in Lavinia’sı. Hep erkeklerin ağzından dinlediğimiz mitolojik destanları bir kadının ağzından anlatan ve bunu bu kitaptan çok daha derinlikli ve edebi biçimde yapmayı başaran bir kitap o; bir kitaba bu payeyi vereceksek bence Lavinia’ya vermeliyiz. Neyse, sonuçta hoş, rahat okunan, sürükleyici bir kitaptı. Okuduğum için mutluyum, Kirke’yle seneler sonra karşılaşmak ve onu dinlemek çok güzeldi.