Sonunda, sonunda! Her kitabını alıp bekletmeme rağmen bir türlü başlayamadığım Kurt Vonnegut ile nihayet tanıştım. Bu kitabın tanıtımı için zamanında Can Yayınları nefis bir set hazırlamıştı, ilaç kutusu gibi paketlenmiş, içinde Vonnegut'un absürtlüğüne yakışır şekilde çok iyi yazılmış bir prospektüsle filan göndermişlerdi bana. İyi ki saklamışım zira prospektüs de neredeyse kitap kadar iyiydi.
Vonnegut, İkinci Dünya Savaşı sırasındaki vahşi Dresden bombardımanına şahit olmuş ve bu deneyimi yazmaktan hep kaçmış. En sonunda da bu kitap, Mezbaha Beş çıkmış ortaya. Savaşın ve o berbat bombardımanın travmasını bu biçimde anlatmak müthiş gerçekten. Billy Pilgrim adlı bir eski asker üzerinden anlatıyor yazar hikâyeyi. Pilgrim zamanı bizim gibi lineer deneyimlemeyen, uzaylılar tarafından kaçırılmış biri. Hem geçmişte, hem gelecekte yaşıyor, zamanın akışından kopmuş durumda. İstediği zaman hayatının istediği anına gidebiliyor. İlk bakışta bir meziyet gibi gözüken bu özellik, aslında Pilgrim'in kişiliğinin o korkunç deneyimden sonra nasıl parçalandığının ispatı. O bombardımanla bilincinde, hafızasında açılan yarık hiçbir zaman kapanmıyor. Bir simülasyonun içinde yaşıyor gibi hissetmeye mahkûm biri o artık.
Bu kadar ciddi bir trajediyi, böyle "ciddiyetsiz" gözüken bir dille anlatmak ama bunu yaparken travmanın acısını hafifletmek yerine olanca sertliğiyle ortaya koyabilmek bambaşka bir maharet. Bazı sarsıntılar belki de ancak bu şekilde anlatılabilir, dramın kendisi öyle şiddetlidir ki dramatize etmek tam tersine onun kendisinin bir parodisine dönüşmesine sebebiyet verebilir. Çok ince bir çizgide çok büyük beceriyle yürüyor Vonnegut. Her sayfada birinin öldüğü bir öykü anlatıyorsanız, bu ölümlerin ne kadar acıklı olduğunu her seferinde söylemenize gerek kalmayabilir, Vonnegut tam da bunu beceriyor işte.
Çok komik ve çok komik olabildiği için çok dokunaklı bir metin bu. Özgür iradeye, "meşru" şiddete, savaşın fonksiyonlarına dair de şahane soruları satır aralarında sorup insanı afallatıyor. Bundan 8 sene önce Dresden'e gittiğimde gördüğüm bir sürü şeyi hafızamdan geri çağırdı, yerli yerine oturttu. Ezcümle, çok sevdim. İyi ki geç de olsa tanıştık sevgili Vonnegut.