Gece Yarısı Kütüphanesi
Gece Yarısı Kütüphanesi Ürüne Git
Eylül Görmüş
Kitapkurdu
Gece Yarısı Kütüphanesi
Şu “uluslararası çoksatan”ları hep şüpheyle karşılıyorum. Ön yargı değil de - şüphe. “Kesin kötüdür” gibi bir yerden yaklaşmamaya çabalıyorum ama şüphelerimi de yanıma alarak başlıyorum kitaba. Zaman zaman beni çok şaşırtan şeyler de oluyor ama şüphelerimin doğrulandığı vakalar biraz daha fazla gibi. Matt Haig’in yayımlandığından beri ellerden düşmeyen, durmaksızın yeni baskıları yapılan ve tüm dünyada bir fenomene dönüşen kitabı “Gece Yarısı Kütüphanesi” de maalesef bu kategoride yer aldı. İntihar ettikten sonra kendini Gece Yarısı Kütüphanesi’nde bulan Nora’nın öyküsünü okuyoruz. Bildiğimiz araf kavramını bu biçimde yorumluyor yazar. Burada yaşayabileceğimiz tüm alternatif hayatları görüp deneyimleyebiliyoruz ve Nora da pişmanlıkları üzerinden “burada bu tercihi yapsaydım hayatım nasıl olurdu” sorularının cevaplarını buluyor, o alternatif hayatları kısaca deneyimliyor. Fikir fena değil ancak kitap 50. sayfası itibarıyla müthiş biçimde kendini tekrarlamaya başlıyor. Nora’nın özlediği alternatif hayatların hepsinde başka açılardan mutsuz olduğunu görüyoruz ve tahmin edeceğiniz üzere bu süreç büyük bir aydınlanma ile sonlanıyor. Nora elindeki hayatın ne kadar güzel ve değerli olduğunu anlıyor filan, zaten 50. sayfadan konunun buraya geleceğini bildiğiniz için okumak büyük bir işkenceye dönüşüyor. Yani hakikaten, büyük bir klişe. Çok klişe hikâyeler pekala çok güzel anlatılabilir ancak burada maalesef o da yok. Yazarın dili aşırı sıradan, öyküsünü anlatma biçimi fazlasıyla yavan. Bunu kırmak ve kitaba bir tür derinlik katmak için olsa gerek, aralara bol bol filozof ve teori ismi serpiştirmiş kendisi ki bence çok bağlamsız ve sakil kalıyorlar. Bu kitabın insanlara iyi gelmesini anlıyorum. Bunları duymaya, mutlu olmanın mümkün olduğunu düşünmeye, buna inanmaya ihtiyacımız var, peki. Ama bunu bu kadar kör göze parmak olmayan şekilde yapmak da mümkün olmalı kanımca. Daha derinlikli, sofistike, nitelikli biçimde hikâyeler anlatmak ve iyi gelmek mümkün olmalı. Açıkçası “bu kitap bana iyi geldi” cümlesine bir şey diyemem ama “bu iyi bir kitap” denmesine itirazım var. Değil çünkü, iyi kitap bu değil ya. Bazen kötü kitaplar da insana iyi gelir, eyvallah.