Clea / İskenderiye Dörtlüsü 4
Clea / İskenderiye Dörtlüsü 4 Ürüne Git
Eylül Görmüş
Kitapkurdu
Clea / İskenderiye Dörtlüsü 4
Şunu diyeyim: İşte bunun için okuyorum. Bunu bulmak için, buna varmak için. Hayatımda okuduğum en görkemli, en lezzetli, en olağanüstü şeylerden birini tamamladım Clea ile. Yeni yıla bu muazzam dörtlüyü okuyarak başlamak nasıl doğru bir kararmış! İskenderiye Dörtlüsü herkese önerilecek bir eser değil, herkesin seveceği bir eser de değil muhakkak. Zor çünkü, okurdan emek ve çaba talep ediyor ancak karşılığını da misliyle veriyor. Dili çok süslü evet, ancak cümleler aynı anda hem ihtişamlı hem zarif olmayı becerebilince işte o zaman o çok bayıldığım şey ortaya çıkıyor: barok. Barok edebiyat, layıkıyla becerilince beni hakikaten büyülüyor, bunu yapabilen yazar sayısı da ziyadesiyle az maalesef. Bu dörtlemeyse barok edebiyatın okuduğum en iyi örneklerinden biri olarak kalacak zihnimde – ve sadece zihnimde de değil açıkçası; kalbimde, tenimde. Bir acayip prizma gibi – her kitapta görüş açınızı değiştirip gerçeği başka bir yerden sunma işini öyle bir incelikle başarmış ki yazar, tarif etmesi güç hakikaten. “Bir sanat yapıtı hayata, hayatın benzemediği kadar benzer” derken haklıymışsın Durrell. Yarattığın onca müthiş karakterle ama en çok da ‑tıpkı Kayıp Zamanın İzinde’nin baş kahramanının M. değil zaman olması gibi‑ kitabının baş kahramanı olan senin İskenderiye’nle tanıştığım için çok mutluyum. İyi ki okudum. Edebiyat işte tam da böyle olmalı. Bin teşekkürle şimdilik elveda İskenderiye. Bir gün sana geri döneceğime emin gibiyim. “Yastıkta onun izini bulmaya çalıştım. İnsan anıyı tekrar bulmak için her şeyi denemeli. Gizlenebileceği öyle çok yer var ki.”