Eylül Görmüş
Kitapkurdu
Aldanan Kadın
Thomas Mann'ın ölmeden önce tamamladığı son uzun öyküsü Aldanan Kadın, bence Mann'ın pek çok eseri gibi zamanının epey ötesinde bir metin. Yaşlı ve dul bir kadının genç bir adama duyduğu aşk üzerinden arzunun dinamiklerini sorguluyor - hem bireysel, hem toplumsal, hem de ahlaksal boyutta. (Bir anlamda Venedik'te Ölüm'de gördüğümüz izleğin bir izdüşümü diyebiliriz bence.) O dönem için oldukça cesur bir konu bu ve ana karakterimiz Rosalie'nin kendiyle kavga edişleri, duyduğu bedensel tutkuyu meşrulaştırmaya çabalaması ve sonra ona teslim oluşunun anlatılışı çok başarılıydı. Kızı Anna'ya açılmasından sonra daha genç olmasına rağmen Anna'nın annesine sunduğu tek çözümün -şefkatle de olsa- annesini bu tutkudan uzaklaştırmaya, onu unutmaya yönlendirmek olması epey hüzünlüydü. Kadınların kendi gerçekliklerini yaşayabilmek için zaman zaman bizzat kadınlara karşı da mücadele etmek zorunda kaldıklarını hatırlattı. Oysaki ne diyor Rosalie? "Kişinin kendini onu hissedenin yerine koyamadığı bir duyguyu akıl almaz diyerek ayıplaması son derece ucuz ve aptalca." Ne kadar doğru ve hâlâ ne kadar geçerli! Ölüm, yaşlılık, doğayla ilişkimiz, kendimize mecbur olduğumuz dürüstlükle imtihanımız... Özellikle anne-kızın bu hisleri anlamlandırmaya ve yerine yerleştirmeye çalışırkenki derinlikli diyalogları bence çok güzel ve düşündürücüydü. Yazıldığı dönemi ve o çağın kadına bakışını düşününce Mann'ın yargılamaz pozisyonunun da ayrıca kıymetli olduğu kanaatindeyim. Ezcümle ben epey sevdim.