Ummanlı yazar Jokha Alharthi'ye 2019'da Uluslararası Booker Ödülü'nü getiren romanı Dolunay Kadınları incelikli, zarif, hüzünlü bir anlatı.
Umman'ın bir köyünden üç kız kardeşin hikâyesi bu aslında ama yazar zamanda ileri-geri giderek önceki ve sonraki kuşaklara da bakıyor; bir ailenin farklı kuşakları üzerinden bir kültürel ve toplumsal dönüşüm hikâyesi anlatıyor. Kız kardeşlerin anneleri ve anneanneleri ile kendi çocuklarına uzanıp genişleyen anlatı, bir yüzyılda hem ne çok şeyin değişebileceğini, hem de ne çok şeyin aynı kalabileceğini, kimi yaşamların kaderinin bir öncekilerin yolundan azade olamayacağını hatırlatıyor okura.
Zorla evlendirilen Meyye, görev bilinciyle yuva kuran Esma, her şeyi göze alıp sevdiği adamla evlenmeyi seçen Havle ana karakterlerimiz. Bu üç kadın ve ailelerinin hikâyeleri üzerinden dönüşen Umman’ı okuyoruz. Bir yanda da kölelik ve köleliğin kaldırılmasıyla yaşanan devasa toplumsal dönüşüme bakıyoruz.
Okumak, aşık olmak, yaşamak isteyen kadınlar, sınıf çatışmasının içinde eriyen hayatlar... Aslında bize hiç uzak olmayan, epey tanıdık hikâyeler anlatıyor yazar.
Bu arada her ne kadar 3 kadının hikâyesi olsa da, ben sanırım en çok bazı bölümlerde sazı eline alıp birinci tekil şahısla anlatan Meyye'nin kocası Abdullah'ı sevdim. Çok naif, çok incelikli yazılmıştı bu bölümler. Ezberlediğimiz Orta doğulu erkek profilinin epey dışında bir karakter yazmış Alharthi ve bence müthiş ikna edici anlatmış, Abdullah'ın öyküsü ve bir başınalığı çok içime işledi.
Ezcümle, ben sevdim bu romanı. Bu arada yazarın son romanı Turunç Ağacı da geçtiğimiz ay dilimize çevrildi ve yayınlandı, sevenlerinin bilgisine.