Vay, beklentimin çok ötesinde beğendim bu kitabı. Son dönemde gitgide daha fazla örneğini görmeye başladığımız “ekodistopya” türündeki romanlardan biri kendisi, benim de türden okuduğum ilk örnek. İklim aktivisti bir bilim kadınının dünyanın gittiği yeri görüp çocuklarının hayatta kalması için inşa ettiği bir evin öyküsünü ve bildiğimiz anlamda dünya ortadan kaybolurken çocukların orada kurmaya çabaladığı yaşamlarını okuyoruz. Bu kitapta dünyamızın aslında muhtemelen hiç uzak olmayan ve yüzleşmemizin yakın olduğu geleceğine dair sert uyarılarla beraber sevmeye, kaybetmeye, tutunmaya dair de çok şey var. Merakla okuyacağımı, sürükleneceğimi tahmin ediyordum ama sanırım bu kadar incelikli bir dille yazılmış bu derinlikte bir anlatı beklemiyordum. Herkesin kolaylıkla okuyabileceği bir kitap ve fakat bir yandan da çok güçlü. Greengrass’ın Women's Fiction Prize adayı olan diğer eseri “Bakış”ı da muhakkak okuyacağım. “Oysa bozulmuş, kırılmış bir şeyi sevmek, sağlam bir şeyi sevmekten daha kolay olabilirdi işte. (…) Birinin bize ihtiyacı olduğunu söylediğimizde çoğunlukla kastettiğimiz, aslında bizim onlara ihtiyaç duyduğumuzdur; veya onların bize ihtiyaç duymasına gereksinimimiz olduğu. Bu durum, bize bir konum sağlar, sınırlarımızın nereye uzandığını gösterir.”