Ya valla huysuz damgası yemeyi göze alarak yazıyorum: bu kitabı niye bu kadar çok sevdiğinizi hiç anlamadım. Epey, hatta baya vasat bir kitap bence kendisi. Hikâye bildiğiniz melodram. Dünyanın tüm felaketleri başına gelmiş bir insanın hayatını dinliyoruz. Dil ve anlatım son derece kötü, arka arkaya olayları sıralayıp duruyor yazar, hâl böyle olunca karakterler de son derece tek boyutlu kalıyor. Ve tüm bu olaylar büyük bir yüzeysellikle geçilmiş. (Aklıma Marquez ve Yüzyıllık Yalnızlık geliyor, orada da üst üste olaylar okuyup duruyoruz evet, ama nasıl nefis bir dille ve aralara serpiştirilmiş küçük bilge cümlecikler ne çok şeyi değiştiriyor.) Yalın anlatıya her zaman varım (Zambra da yalın mesela ama derinliksiz değil!) fakat bu basbayağı kötü yazılmış bir kitap. Saymadım ama en az 25 kere “bir felaket olacağını kim bilebilirdi ki / hastalanacağı kimin aklına gelirdi ki / onu bir daha görmeyeceğimi kim tahmin edebilirdi ki” cümlesi geçiyor, her olayı anlatmaya aynı cümleyle başlıyor yazar, bu ne tekdüzeliktir yahu, 7 yaşında bir çocuk bile daha zengin bir dil konuşmayı becerebiliyor. Üzülerek söylüyorum ki bu kitabın özellikle Batıda bunca alkışlanması hatta filme çekilmesi filan bence epey siyasi saiklerle olmuş. Yazar Çin Kültür Devrimi’ni sertçe eleştiriyor, ardından yaşadıkları fakirliği ve parti politikalarındaki acımasızlığı açıkça ortaya koyuyor, bana sorarsanız biraz işlevsel bulunup araçsallaştırılarak göklere çıkartılmış, malum Batı sever böyle şeyleri. Sanırım sadece ilk ve son 5’er sayfasını sevebildim ben. Olmadı valla, hiç olmadı.