Yani… 3. Modiano’m oldu bu ve sevenleri kızmasın, hala kendisine neden Nobel verilmiş olduğunu çözebilmiş değilim. Bir Gençlik, yazarın görece erken dönem eserlerinden. Daha önce okuduğum iki kitabında da (Karanlık Dükkanlar Sokağı ve En Uzağından Unutuşun) en çok aynı şeyi sevmiştim: yazarın atmosfer yaratma becerisi. Olaylardan çok Modiano’nun mekân kurgulama kabiliyeti ve insanı adeta Paris’e ışınlayan tasvirleri kalmıştı bana. Bu kitapta onun izlerini görüyoruz ama diğer eserlerindeki kadar ustalıklı biçimde yapamamış bence. (Ki aslında Karanlık Dükkanlar Sokağı’nı bundan önce yazmış, ilginç.)
Bir Gençlik, yolları Paris’te kesişen Odile ve Louis’in biraz karanlık işlere bulaşarak hayatta kendilerine yer ve yurt bulmaya çalışma hikâyelerini anlatıyor. Ama bence bu kadar küçük bir kitap için gereksiz sayıda çok olay ve karakter yığmış Modiano esere. Epey akıcı, sürükleyici bir kitap, şıp diye okunuyor ama bana 1 ay sonra sorduğunuzda muhtemelen pek bir şey hatırlamıyor olacağım kendisine dair. Yazar bu hikâyeyi niye yazmış, aralara serpiştirdiği ve pek de açıklığa kavuşmayan gizemler ne işe yarıyor, bu öyküden bize ne kalmalı filan… Bu soruların cevabı bende yok.
Yazarın genel olarak kimlik, hafıza, geçmiş ve benlik meselelerini eserlerinin merkezine koyduğunu biliyorum, burada da yine buralarda dolaşıyor ama bu da Bir Gençlik’i iyi bir kitap yapmaya yetmiyor. Bu defa biraz keyifsiz ayrılıyoruz Modiano. Olur öyle bazen.