Bahar Karları / Bereket Denizi 1
Bahar Karları / Bereket Denizi 1 Ürüne Git
Eylül Görmüş
Kitapkurdu
Bahar Karları / Bereket Denizi 1
Yukio Mişima, edebiyat tarihinin en tuhaf karakterlerinden biri şüphesiz. Sıkı bir gelenekçi, öyle ki vaktiyle modernleşme karşıtı bir darbe teşebbüsünde bile bulunmuş bir ekibin parçası olmuş ve girişim başarısızlığa uğradıktan sonra intihar ederek yaşamına son vermiş. (Bu intihar, Henry Miller ve Marguerite Yourcenar’ın eserlerinde de yer almış, edebiyat tarihinde iz bırakmış bir hadise.) Geçenlerde aklıma düştü ve uzun bir aranın ardından Mişima’ya büyük dörtlemesi Bereket Denizi ile geri döneyim istedim. Bahar Karları, dörtlemenin ilk kitabı. Mişima’nın hayatını ve ideolojik duruşunu bilince biraz daha kolay anlaşılıyor kitap. 1910’lu yıllarda, Tokyo’dayız; Meiji döneminin hemen sonrası. Japonya büyük bir dönüşümün eşiğinde. (Amin Maalouf’un Labirent kitabındaki Japonya bölümünü okumak yine bu dörtlemeyi daha iyi anlamak için faydalı olabilir diye düşünüyorum, tabii benim gibi Japon tarihi konusunda cahilseniz - ben çok faydalandım.) Kitapta bir Japon Kayıp Zamanın İzinde’si gibi bir hava var, karakterlerimizin tamamı toplumun üst kesiminden. Metnin odağı Kioyaki ile Satoko arasındaki aşk hikâyesi olsa da arkada dönüşmekte olan kültüre, bu acımasız dönüşüm döneminde yaşanan kimliksizleşmeye, kaybolan aidiyetlere ve tabii yeniden tanımlanmakta olan sınıflara dair çok şey var. Mişima’nın daha önce okuduğum iki kitabı (Aşka Susamış ve Altın Köşk Tapınağı) epeyce acayip ve rahatsız ediciydi, Japonları okurken bunlarla karşılaşmaya alıştım artık, özellikle cinsellik ve şiddetle ilişkileri bizim alıştığımızın çok dışında olduğu için insan yadırgayabiliyor, bu kitapta da kendimi öyle şeyler okumaya hazırlamıştım ama öyle olmadı. Daha makro bir yerden kuruyor anlatısını Mişima ve zaman zaman karakterleri üzerinden epeyce felsefik sorgulamalara, kültürlerinin tinsel özüne dair akıl yürütmelere girişiyor. Dili her zamanki gibi çok şiirli, çok narin, sahiden bir bahar karı gibi kırılgan. Anlattığı büyük meselenin yanında ziyadesiyle atmosferik yazılmış, insanı alıp sahiden Japonya’ya götüren bir metin olması da bonus. Bu kitabın bir başyapıt olduğuna dair bir mutabakat var, ben o kadar bayılmadım açıkçası ama epeyce sevdim. Dörtlemeye devam edeceğim.