Yumruk gibi bir kitap, yumruk gibi. Gerçi Han Kang'ın hangi kitabı öyle değil ki? Okuduğum bu üçüncü kitabı ile beraber kendisinin dilimize çevrilen tüm eserlerini tamamlamış oldum ve her birine ayrı vuruldum. Çok büyük yazar gerçekten, çok.
"Çocuk Geliyor", Kore'de Mayıs 1980'de gerçekleşen askeri darbeye karşı yaşanan ve resmi rakamlara göre 165, tahminlere göre ise 2000'den fazla insanın öldürüldüğü Gwangju Ayaklanması'nı anlatıyor. Öyküleri iç içe geçmiş 6 kişinin üzerinden kuruyor yazar anlatıyı. Bu yukarıda verdiğim rakamlar ve makro detaylar kitapta yok. İyi ki de yok. Yazar hikâyesini makro verilerle değil, insanların gerçek hikâyeleriyle anlatmayı tercih etmiş ve bence o sayede zaten ortaya bu kadar dokunaklı bir kitap çıkmış. Olanların ve ölenlerin ardından hatırlanan minicik şeyler... Sesler, bakışlar, görüntüler. Unutmayı imkansız kılan, sıradanlaştıramadığımız şeyler.
Pek çok katliama, darbeye ve dehşete maruz kalmış topraklarda yaşadığımız için, bize hiç yabancı gelmeyecek bir öykü bu. "Anneler neden buradalar? Anneler ne suç işledi ki?" kısmında her hafta Galatasaray Meydanı'nda zulme uğrayan Cumartesi Anneleri'ni, darbeci generalin uçaktan inişinin anlatıldığı yerde Kenan Evren'i, şu cümleleri okuyunca Güneydoğu'da zırhlı araçlar altında kalıp ölen çocukları anımsayabilirsiniz: "Büyüklerin her zamanki gibi mutfakta toplanarak saat dokuz haberlerini izledikleri gece gizlice o kitapçığı açtım. Son sayfasına dek tüm resimlere baktım ve bir kız çocuğunun süngüyle derince yazılarak ezilmiş olan suratıyla karşılaştığım o anı unutamıyorum. Orada olduğundan bile habersiz olduğum yüreğimdeki hassas nokta ses çıkarmadan paramparça olmuştu."
Aslında 160 sayfalık bu hacimsiz romanı sık sık durup nefes alma ihtiyacı duyarak normalden çok daha uzun sürede okuyabildim. İşkenceler, cesetler, yas, şiddet, öfke, ağıtlar, vicdan... Öyle zorlu, öyle sert ki. Ve Han Kang her zamanki mesafeli ve duru diliyle insanın içine işleyecek biçimde anlatmış hepsini.
Çok, çok iyi. Çok etkileyici.