Allahım, ne tatlı kitap, ne tatlı! Bir kitabı kolay kolay “tatlı” diye nitelemem ama bu kitap için aklıma gelen ilk sözcük bu valla. Çok yaratıcı, çok tatlı, müthiş özgün bir metin Muhteşem Zaferler.
İrlandalı yazar Ferdia Lennon’un öyküsü MÖ 412’de Sicilya’nın Siraküza kentinde geçiyor. Ama o dönemden okumaya alışık olduğumuz öykülerden son derece farklı bir metinle karşı karşıyayız. Bir tragedya veya epik bir kahramanlık öyküsü anlatmıyor bize Lennon, sıradan insanları çıkarıyor karşımıza.
Sicilya’yı fethetmek üzere yola çıkan Atinalıların meşhur yenilgisinin hemen ertesinde geçiyor olaylar. Beklenmeyen olmuş ve Siraküzalılar Atinalıları yenmeyi başarmış. Bir dolu askeri bir taş ocağına kapatmış ve esir almışlar. Vaziyet buyken iki ana karakterimiz, iki iyi dost Gelon ve Lampo bir derde düşüyor: bir oyun sergilemek. Spartalıların bu yenilgiden sonra Atina’yı belki tamamen yerle bir edeceklerini düşünüyorlar ve bununla beraber Atina’nın temsil ettiklerinin tamamen ortadan kalkma ihtimali onları korkutuyor; o nedenle Euripidies’in oyunlarının son kez de olsa sahnelenmesine kafayı takmışlar. Bunun için esir Atinalılardan bir kadro oluşturup taş ocağında oyunu sahnelemek üzere işe koyuluyorlar.
Kahramanlarımız sanatçı filan değil; sadece tiyatroya tutkunlar ve düşman düşman da olsa, ürettiği sanata saygı duymaktan imtina etmeyecek kadar sağduyulular. Ve işte oyun yönetmeye dair hiçbir ley bilmeyen bu iki sıradan adam, bu dürtüyle her şeyi göze alıp bu işe girişiyorlar. Sonrası artık spoiler olur.
Lennon çok müthiş bir iş yapıyor ve 2500 yıl öncede geçen romanını son derece bugüne ait bir dille yazıyor, karakterlerini de öyle konuşturuyor. Birbirlerine küfür edişleri, diyaloglarının doğallığı, atışmalarının sahiciliği muazzam yazılmış. Okurken sık sık Banshees of Inisherin filmindeki diyaloglar geldi aklıma; bir yanıyla son derece İrlandalı, bir yanıyla son derece antik Yunan bir metin bu; müthiş özgünlüğü işte buradan geliyor. İnsana dair hikayelerin her çağda anlatılabileceğini ispatlayan; aşka, dostluğa, vicdana, tutkuya dair nefis ve hem çok komik hem çok dokunaklı bir anlatı. Bayıldım!