Yani Rüzgar Her Şeyi Alıp Götürmeyecek
Yani Rüzgar Her Şeyi Alıp Götürmeyecek Ürüne Git
Eylül Görmüş
Kitapkurdu
Yani Rüzgar Her Şeyi Alıp Götürmeyecek
Amerikalı yazar Richard Brautigan’ın artık kült kabul edilen kitabı Yani Rüzgar Her Şeyi Alıp Götürmeyecek’i daha önce okuma şansım olmamıştı, ki zaten epeydir de baskısı yoktu. Yeni bir çeviriyle yeniden yayımlanıp Bir Kutu Kitap seçkisinde de yer alınca okuma şansına eriştim. Ve of, çok sevdim, çok. Ben Beat romanlarına biraz mesafeliyimdir, o aşırı Amerikalılık beni biraz yabancılaştırır ancak bu kitap hiç öyle tahmin ettiğim gibi çıkmadı. Ki zaten her ne kadar Beatcilerle beraber yetişmiş, yaşamış, yazın hayatına onlarla girmiş olsa da Brautigan da kendini tam olarak o akımdan saymıyormuş, kitabı okuyunca sebebini anladım. Yani Rüzgar Her Şeyi Alıp Götürmeyecek, Brautigan’ın intiharından önce yazdığı son kitabı. Bu kitabı yazdıktan kısa süre sonra hayatına son vermiş. Bir çocuğun ağzından yazılmış bir anlatı bu ve o kadar, o kadar iyi yazılmış ki - zaman zaman Onca Yoksulluk Varken’i anımsattı bana dili. (Mesela şu cümle: “Sonra kendini tekrar yahniledi.”) Annesi ve iki kız kardeşiyle yaşayan bir çocuğun öyküsünü okuyoruz. Aile çok yoksul, sosyal yardım alarak hayatta kalıyorlar ve bu nedenle sık sık ev değiştirmek zorunda kalıyorlar. İsimsiz anlatıcımızın yaşadıkları her eve dair bir hatırası var, kitap boyunca yürüyor ve yürürken önünden geçtiği eski evlerinin her birine dair birer hatıra anlatıyor bize; en sondaysa asıl hikayesini; bir arkadaşıyla çürük elmalara ateş etmek üzere bir elma bahçesine gittikleri günü anlatıp bitiriyor. Ne anlattığından çok nasıl anlattığı ama bence mesele. Öyle duru, öyle hüzünlü, öyle keskin, öyle nahif bir dil ki - ve öyle komik! Yazar yoksul bir çocukluğun onca acısını anlatmasına rağmen zaman zaman kelime seçimlerinden ötürü kahkaha atarken buldum kendimi ki bu çok nadir başıma gelen bir şeydir - çevirmen Mustafa Gamlı’nın da bunda payı büyük tabii; çok lezzetli bir çeviriyle okuyoruz kitabı. Dünyaya çocukken yetişkin gibi bakmak zorunda kalmış çocukların, yetişkin olunca tam aksine çocuk kalışlarını muazzam bir dille anlatan, acıya dozunda bir mizahla biraz pansuman yapan, çok güzel, çok biricik bir metin bu. İyi ki okudum.